İletileri Göster
|
|
Sayfa: [1] 2
|
|
1
|
Ünlüler / Biyografi / Hz. Muhammed (s.a.v)
|
: 29 Mayıs 2008, 04:16:12
|
|
HZ. MUHAMMEDİN HAYATI
PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU
Peygamberimiz Fil vakasından 50 gün sonra ,Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü,tan yeri ağarırken, Mekke`de doğdu.
PEYGAMBERIMIZ DOĞDUĞUNDA BAZI HADISELER VUKU A GELDI
Peygamberimiz doğduğunda bazı hadiseler vuku a geldi,bunlardan bazılarını söyle sıralayabiliriz:Peygamberimiz ,Anadan Sünnetli ve göbeği kesik olarak doğdu. Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini ,yere dayamış başını semaya kaldırmış olarak doğdu.Peygamberimiz doğduğu zaman ,bir yıldız doğmuş ve bilginler, bu yıldızın doğduğu gece,Ahmed doğmuştur Dediler.Bir çok Yahudi Alimi Tevrat tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede doğduğunu yakınlarına bildirmişlerdir. Peygamberimiz doğduğu gece Kisranin sarayından on dört şerefe yıkıldı İranlıların,bin yıldan beri hiç sönmeden yanan Atesgedeleri sönüverdi.Save Gölünün suyu çekildi.Sema ve Vadisini su bastı.Iran Sahi, Arapların, ülkesini istila edeceğini rüyasında gördü,ve telaşa düştü.
PEYGAMBERIMIZIN BABASI HZ.ABDULLAH
Peygamberimizin babası Hz. Abdullah Kureyş’in ileri gelen delikanlılarından idi. Güzel yüzlü,iki gözü arasında peygamberlik nurunu taşıyordu.Mekkenin bütün genç kızları onunla evlenmek için can atarlardı.Babasına o kadar itaatliydi ki babasının izinden hiç çıkmazdı.Hatta birinde babası Abdulmuttalip Allaha dua etmiş ve ``Allahım eğer bana on erkek evladı verirsen onlardan birini senin için kurban edeceğim``demiş ,on evladı olunca da Allaha verdiği sözü tutmak için oğlu Abdullahı kurban etmek istemiştir.Oğlu Abdullah babasına itiraz etmemiş ve boyun eğmiştir Etraftan yapılan eleştirilerle oğlunu kurban etmekten vaz geçmiş onun yerine 100 Adet Deve kurban etmiştir. Hz. Abdullah hz. Amine ile evlendikten Kısa bir müddet sonra gittiği ticaret kervanından dönerken yolda hastalandı. Medine’de dayısı Beni Adiy bin. Neccarin yanında bir ay hasta aldıktan sonra vefat etti.Hz. Abdullah vefat ettiği zaman Peygamberimiz henüz Anne karnında altı aylıktı.
PEYGAMBERIMIZIN SÜT ANNEYE VERILISI
Yeni doğan çocukları süt anneye vermek; Kureyş ve sair Arap eşrafının adeti idi. Bu da; kadınların kocaları ile daha iyi meşgul olmalarını ve çocuklarında ,özellikle ,havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile tanınan yerlerde yasayan şerefli kabileler arasında, sağlam vücutlu,siki etli, cesaretli yetişmelerini ve düzgün, pürüzsüz konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi. Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden Süt annesi olanlar, her yıl iki defa, yaz ve güz olmak üzere Mekke`ye gelirler,çocukları alıp ***ürürlerdi. Peygamber efendimizi(A.S) Ben`i Sa`d b.Bekr kabilesinden Süt annesi Halime hatun ***ürdü. Peygamberimizin Süt kardeşleri şunlardır:: Abdullah b. Haris,Üneyse binti.Haris,Şeyma bint-i Haris. Peygamberimizi Yetim olduğu için Arap kadınları kabul etmemiş; sadece kabilesine ***ürecek çocuk bulamayan Halime, eli bos gitmemesi için peygamberimizi kabul etmişti.Peygamberimizi aldıktan sonra Halime ve Ailesinin yaşam tarzı bir anda değişti. Bunlardan bazılarını Halimenin dilinden dinleyecek olursak; Halime Hatun der ki;`` İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Ben, kır merkebimin üzerinde idim.Yanımızda, yaşlı bir devemiz vardı,bize bir damla süt vermiyordu. Üzerinde bulunduğum merkebin ağır yürümesi yol arkadaşlarımı çileden cıkartıyordu.Nihayet Mekke’ye varıp emdirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizden hiç bir kadın Muhammedi almak istemiyor,ondan uzak duruyorduk. Çünkü, bizler emdireceğimiz çoçuğun babasından bahisse kavuşmayı ve ondan armağanlar almayı bekliyorduk. Bir ara Muhammed in dedesi Abdulmuttaliple karşılaştım,bana; İsmin nedir ?diye sordu. Halime dedim. Bana;Ey Halime! Benim yanımda bir yetim çocuğum var onu emzirmek için Beni Sa`d kabilesi kadınlarına teklif ettim öksüz olduğu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin? Ben ,``bana biraz müsaade ette kocama bir danışayım``dedim. Hemen kocamın yanına döndüm,ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammedi aldım. Muhammed bize gelince,evimiz öyle bereketlendi ki kocam la hayretler içinde kaldik.Sütü çekilmiş olan devemizde sütler fazlaca akmaya, zayıf olan merkebimizi,yolda başka hiç bir binek hayvan geçememeğe,davarlarımıza inen süt hiç bir davara inmemeye başladı. Peygamberin Çocukluğu daha değişikti. Daha iki Aylık iken,her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu.Üç Aylık olunca Day durmaya çalışıyordu.Dört Aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu.Beş Aylık olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu.Altı Ayı tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı.Yedi Aylık iken her tarafa gidebiliyor,koşabiliyordu. Sekiz Aylık iken,konuşuyor,konuşulanı anlayabiliyordu.On Aylık iken Ok atabiliyordu. İki Yılı doldurduğu zaman,oldukça, iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu.Onu Annesine ***ürdük, Amma,biz,Onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, Yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk.
HZ.AMINENIN MEDINE ZIYARETI VE VEFATI
Hz. Amine Peygamberi de yanına alarak Medine’deki Neccar oğullarından olan Dayılarını ziyarete gitti. Orada peygamberle, bir ay kadar misafir oldular. Yahudi kavmi peygamberimizi orada görünce onu devamlı kontrol edip hal ve hareketlerine dikkat ediyorlardı. Hz. Amine Yahudilerin Peygamberimiz hakkında takındıkları tavırlardan korkmaya başladı Ve acilen Mekke ye dönmek için yola koyuldular. Hz. Amine, Mekke’ye gelirken, yolda hastalanıp Evba köyünde durakladi.Başucunda duran Peygamberimizin yüzene baktı.Sonra da söyle hitap etti: ``Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah in lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zatin oğlu!Allah, Seni,mübarek ve devamlı kilsin! Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa,Sen Celal ve bol ikram Sahibi tarafından,Adem oğullarına helal ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin! Allah, Seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de, esirgeyecek,alıkoyacaktır. Her canlı varlık ölecektir. Bende öleceğim.Fakat temelli anılacağım Çünkü, temiz bir oğul doğurmuş,arkamda hayırlı bir anı bırakmış bulunuyorum demiştir. Ve hz. Amine Ebva da vefat etti.Hazret-i Amine vefat ettiğinde 30 yaşlarında idi. Dünyada,böylece Babasız ve Annesiz kalan Peygamberimizi,yüce Allah,hamisiz bırakmadı: Önce dedesi Abdulmuttalibin yanında, sonra da amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar,Dedesi Abdulmuttalibin yanında,sekiz yaşından sonra da Amcası Ebu Talib-in yanında kaldı.
PEYGAMBERIMIZIN TICARET HAYATINA ATILISI
Kureyşliler, öteden beri ticaretle uğraşırlardı. Ticaretle uğraşmayanların ise,ellerinde hiç bir şeyleri bulunmazdı. Peygamberimizin de, hazreti Hatice hesabına ticarete başlamadan önce, ticaretle uğraştığı olmuştur. Nitekim, Said b.Ebu Saib, Islamiyetten önce Peygamberimizin ticaret ortağı idi.Peygamberimizin,ticaret yapmak için, sermayesi olmadığından,hazreti Hatice peygamberimizi ücretle tuttu ve Kureyşilerden tuttuğu, başka bir zatıda, Peygamberimizin yanına kattı. Hazreti Hatice yapacağı her sefer için, Peygamberimize, ücret olarak genç ve yiğit birer erkek deve veriyordu. Peygamberimiz, Hazreti Hatice`nin ticaret Malını Şam`a ***ürmek için ,ilk defa dört tane erkek ve genç deveye anlaştılar. Peygamberimizle Kervan halkı Şam`a gitmek için yola koyuldular: Şam topraklarından Busraya vardıklarında peygamberimiz orada getirdiği bütün malları çok karlı bir şekilde satıp alacaklarını aldıktan sonra,Mekke’ye yardımcısı olan Meysele ile birlikte geri döndü.
PEYGAMBERIMIZIN EVLENMESI
Peygamberimiz hazreti Hatice adına ticaret yaparken, Peygamberimizdeki harikulade halleri görmüş ve yardımcısı Meysele ile Peygamberimize evlilik teklif etmişti. Peygamberimiz bu teklifi kabul ederek Kureyşlilerin en soylu kadınlarından olan hazreti Hatice ile evlendi. PEYGAMBERIMIZIN COCUKLARI
Peygamberimizin, hazreti Haticeden,iki erkek çocuğu,dört kız çocuğu doğmuştur Isimleri şöyleydi: Kasim, Abdullah, Zeynep,Rukayye ,Ümmü Külsüm,Fatima ve Cariyesi Mısırlı Maria`dan doğan Ibrahim`dir.
KABENIN KUREYŞILERCE YENIDEN YAPILISI VE PEYGAMBERIMIZIN HAKEMLIGI
Bir Kadın, Kabe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada , buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbenin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskınları ilede Kâbenin tabanı ve duvarları da iyice yıkılacak duruma gelmişti. Bunun icin,Kureysliler Kabenin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerinede,tavan çatmak istiyorlar,fakat, yıkmağa kalkarlarsa azaba ugrayabileceklerinden korkuyorlar,aralarinda meşvere ediyorlardı. Am bu sırada Rum tüccarlarından birisine Ait olan inşaat malzemesi yüklü bir gemi Cüdde sahillerinde parcalandi,bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında yardımlaşarak bu batan gemiden Kabe inşaası için gerekli malzemeleri almış oldular.Ve Kâbenin inşaatına başladılar. Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman kabileler ,birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi okadar ilerlettiler ki aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, Bu iş üzerinde, dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyşin yaşlılarından Ebu Ümeyye b. Mugire bir teklifte bulundu; Teklifine göre ,mescidin kapısından giren ilk kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul ettiler. Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi, bütün kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemligine razıyız dediler. Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak Hacerul Esved-i bir beze koydurdu,ve onu konulacak yere getirttikten sonra besmele çekerek kendi elleriyle Hacerul-Esvedi yerine koymuş oldu
|
|
|
|
|
2
|
Ünlüler / Biyografi / Mustafa Kemal Atatürk
|
: 29 Mayıs 2008, 04:15:36
|
|
Mustafa Kemal Atatürk,1881(Rumi 1296) yılında Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi'nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi.Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi, Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi'dir.
1857 doğumlu Zübeyde Hanım ile 1839 doğumlu Ali Rıza Efendi 1870 veya 1871 yılında evlendiler. Bu evlilikten altı çocukları olmuştur: Fatma (1871/72-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901). Bu çocuklardan Fatma dört, Ahmet Dokuz, Ömer sekiz yaşlarında o senelerde Rumeli'yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler En küçükleri Naciye Mustafa Kemal Harp Okulu'nu bitirdiği sene, oniki yaşında hayata gözlerini kapadı. Ailede çocuklardan en uzun yaşayan Makbule Hanım olmuştur.
Babası Ali Rıza Efendi'nin hastalanarak 28 Kasım 1893 tarinde vefat etmesi üzerine 12 yaşında yetim kalan Mustafa Kemal ve iki küçük kardeşin (Makbule ve Naciye) büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde Hanım'a düştü.
Küçük Mustafa, Haziran 1887'de başladığı ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selanik'te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Küçük Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Ali Rıza Efendi'nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Lankaza'da bulunan Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat, çok geçmeden Selanik'e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.
Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulundan sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve 1894 yılının Temmuz-Ağustos aylarında kendi kararı ile Askerî Rüştiye'ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896'da Manastır Askerî İdadisine girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisini de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisinde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu.
Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı.
Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs'te de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam'a döndü. Şam'dan uzaklaşışı hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam'da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam'daki Ordunun Kurmay Başkanlığında bir göreve getirildi. Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik'teki şubesinde çalışmak üzere Selânik'e geldi. Bu sıralarda Selânik'teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almış olan Îttihat ve Terakki Cemiyeti" faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik'e gelişini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler Onun da baş düşüncesiydi. Selânik'e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi.
Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911'de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik'te bulunan 38. Piyade Alayı'nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle şevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde de büyük başarılar gösterdi; eskiden olduğu gibi yine kumandanlarının, arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu Müfettişliğinin hoşuna gitmedi. O'nu Selânik'teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu atama üzerine İstanbul'a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığında çalıştı.
5 Ekim 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Trablusgarp'a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahallî kuvvetlerin başında bulundu.12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasım 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.
1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912'de Trablusgarp'tan hareket ederek İstanbul'a geldi. 21 Kasım 1912'de Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğüne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu'ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selânik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca'ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığına getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne'nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetler gördü.
Mustafa Kemal, Balkan Harbi'nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı.11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrat ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliği'ne atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliği'ne atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti.1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya'da kaldı.
1. Dünya Savaşı'nın çıkışı ve Osmanlı Devleti'nin malum olaylar sonrası safını tercih mecburiyetinden sonra Mustafa Kemal, Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915, tarihinde, Tekirdağ'da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofya dan ayrılarak İstanbul'a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek tümenini kurdu. Bu tümen, kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915'te Tekirdağ'dan Maydos (Eceabat)'a nakledildi. Mustafa Kemal, burada 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2.Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı. Çanakkale'de yaptığı büyük hizmetlerden sonra Mustafa Kemal,10 Aralık 1915'te "Anafartalar Grubu Komutanlığı"nı, Fevzi (Çakmak) Paşa'ya bırakarak izinli olarak Çanakkale den ayrıldı; İstanbul'a döndü.
Sonrasında İtilaf devletleri'nin karlı belgesi Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasına kadar çeşitli cephelerde komuta görevlerinde bulundu. Mondros Mütarekesi'nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918'den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana'dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'ya ilk ikaz telgrafını çekti: "Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe imkân kalmayacaktır." Bu, Atatürk'te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir. İşte bu sıralarda, Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'dan uzaklaştırmak amacıyla, kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal Paşa, kendisine geniş salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul etti.
16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul'dan hareket eden Mustafa Kemal Paşa,19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastı. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçer geçmez plânını uygulamaya başladı. 21 Mayıs 1919'da Kâzım Karabekir'e telgraf çekti. Telgrafta bu davranışını şöyle belirtiyordu: "Umumî durumumuzun aldığı vahim şekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduğum en son vicdani vazifeyi yakından müşterek çalışma ile en iyi şekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim".
Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktıktan 2 gün sonra, 21 Mayıs 1919'da Genelkurmay Başkanlığına Samsun ve çevresindeki asayişsizliğin sebeplerini açıklayan İstanbul Hükûmeti'nin ve İtilâf Devletleri temsilcilerinin hoşlanmadığı şu telgrafı çekti: "Rumlar bu bölgede, Pontus Hükûmeti teşkili gibi bir safsata etrafında toplanmış ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasî bir şekle dönüşmüştür". 22 Mayıs 1919'da Samsun'dan Sadaret'e gönderdiği raporu da şu cümle ile noktaladı: "Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef almıştır". Bu anlamlı ifadede Anadolu'da beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün değildir. İşte bu raporlar İstanbul'a geldikten sonradır ki İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükûmetinden sordu: "Tanınmış bir Türk generalinin Anadolu'da ne işi vardır?" Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti, Anadolu'ya gönderdiği müfettişi geri çağırma girişimlerine başladı.
22 Haziran 1919'da Mustafa Kemal imzasıyla Amasya'dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde kutsal bir ses işitiliyordu: "Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır". Bu cümleler Milli Mücadele'nin örgütlü olarak fiilen başladığının onun imzası ile bütün cihana ilânı idi. Bu genelge diğer bir maddesiyle beliren millî tehlike karşısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: "Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmış delegelerle, Anadolu'nun en emin yeri olan Sivas'ta derhal bir millî kongre toplanacaktır".
27 Haziran 1919'da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas'a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresi'ni takiben Sivas'ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum'a hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü Erzurum'a geldi. Atatürk, Erzurum'a gelişinden 5 gün sonra,8/9 Temmuz 1919'da "Sine-i millette bir ferd-i mücahit olarak çalışmak üzere" çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti. Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919'da tek katlı bir ilkokul salonunda 62 delegenin iştirakiyle toplanmıştı. Kongre, bir kurucu meclis gibi çalışarak 14 gün devam etti ve 7 Ağustos 1919 da çalışmalarına son verdi.
Mondros Mütarekesi'nin milletimiz aleyhine haksız ve insafsız bir şekilde uygulanması, İzmir'e çıkmış olan Yunanlıların İtilâf devletlerinden aldığı cüretle Anadolu'nun içine doğru ilerlemesi, çeşitli şehirlerimizin işgali Sivas Kongresi günlerinde de birbirini izledi. İşte böyle bir hava içinde Mustafa Kemal Paşa, bir kısım Heyet-i Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas Kongresi'ne iştirak etmek üzere 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan Sivas'a geldi. Sivas, Millî Mücadele liderini emsalsiz sevgi gösterileri ve coşkun bir sevinçle karşıladı.
Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919 günü o zamanlar "Mekteb-i Sultanî" olarak kullanılan bir binanın salonunda, 38 delegenin iştiraki ile toplandı. Kongre, 8 gün devam etti ve 11 Eylül 1919'da Heyet-i Temsiliye seçimini takiben bir beyanname yayımlayarak çalışmalarına son verdi. İlk oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa, başkan seçildi. İşte bu şartların oluşturduğu hava içinde gerçekleşen Sivas Kongresi doğrudan doğruya Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine toplanmış, bir millî kongredir.
Sivas Kongresi'nden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın amacı en kısa zamanda Anadolu'da millet temsilcilerinden oluşan bir meclis toplamak ve bu meclisin kuracağı hükûmet ile Millî Mücadele'yi bir merkezden idare etmek idi. Dâhi adam, bu büyük işi gerçekleştirmek üzere Sivas Kongresi'nden sonra da Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla millî teşkilâtın kuvvetlenmesi yolunda -bütün engelleri aşarak- azimle çalıştı. Bu devre esnasında Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye ile temas temini ve anlaşma zemini arayan İstanbul Hükûmeti, temsilcileri vasıtasıyla 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya'da onunla görüşmüş ve bir Millet Meclisi toplanmasına ikna olmuştu. Bu görüşme İnkılâp Tarihi'mizde "Amasya Mülâkatı" olarak bilinmektedir. Mustafa Kemal, Meclisin Anadolu'da toplanmasını istemesine rağmen, Meclis 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Fakat İngilizlerin ve gerekse onlara âlet durumunda olan hükûmet adamlarının baskısı sebebiyle olumlu bir faaliyet gösteremedi. Sadece Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin esaslarını "Misak-ı Millî" halinde kabul ve ilân etti.
Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919'da bir kısım arkadaşları ve Heyet-i Temsiliye üyeleri ile beraber Ankara'ya gelmişti. Artık Millî Mücadele Ankara'dan yönetiliyor, İstanbul'daki asker ve sivil birçok vatansever, Bağımsızlık Savaşı'nda görev almak üzere Ankara'ya geliyordu. Bir süre sonra,16 Mart 1920 tarihinde İstanbul, İtilâf Devletleri tarafından fiilen işgal edildi; şehir yabancılar tarafından tamamen askerî kontrol altına alınmıştı. Bu şartlar altında Meclis de faaliyet gösteremeyeceğini anlayarak dağıldı; zaten bu sıralarda milletvekillerinin bir kısmı da İngilizler tarafından tutuklanmış bulunuyordu.
Mustafa Kemal, İstanbul'un işgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanlıklarına talimat vererek Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler sür'atle sonuçlandi. Nihayet 23 Nisan 1920'de yurdun her bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.
Kurtuluş Savaşı'nın muzaffer ve mağrur kumandanı Mustafa Kemal aradan geçen zaman içinde meclisten aldığı Başkomutanlık rütbesi ile Türk ordusuna eşi az rastlanır idareyle komuta etti ve ulusun öne eğik başını gururla okşadı.
11 Ekim 1922'de İtilâf Devletleri'yle imzalanan Mudanya Mütarekesi ile silâhlar bırakıldı; Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki çarpışmalara son verildi. Yine bu anlaşmaya göre Edirne'yi de içine almak üzere Doğu Trakya'nın Yunanlılar tarafından tahliyesi kabul edildi; İstanbul ve Boğazlar bazı kayıtlarla idaremize bırakıldı.
1 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile saltanatla hilâfet birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı. O gün Mustafa Kemal Paşa, Meclis kürsüsünden şunları söylemişti: "Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve hâkimiyetini bir şâhısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden oluşan bir Meclis-i Âli'de temsil etti. İşte o Meclis, Meclis-i Âli'nizdir; Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir". Meclis'in bu tarihî kararı üzerine Vahdettin bir İngiliz harp gemisiyle yurt dışına kaçtı. Artık sıra barış görüşmelerine gelmişti. Lozan Barış Konferansı, 20 Kasım 1922 günü toplandı. Aylarca süren, zaman zaman da çok çetinleşen bu görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ni -Mudanya görüşmelerinde olduğu gibi- İsmet (İnönü) Paşa temsil ediyordu. Nihayet 24 Temmuz 1923 günü antlaşma imzalandı.
13 Ekim 1923'de Ankara, Büyük Millet Meclisi kararı ile, Türkiye Devleti'nin Hükûmet Merkezi oldu. Artık mevcut yönetimin isminin de açıkça ifadesi ve ilânı gerekiyordu. Nihayet 29 Ekim 1923 akşamı, yapılan bir Anayasa değişikliği ile - Cumhuriyet ilân olundu. Milletvekilleri bu büyük olayı ayakta "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle kutladılar. Bu sonucu takiben Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa, oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Büyük Önder, kurtuluştan sonra memleketi baştan başa dolaşarak halka inkılâpların ve yeni Türk Devleti'nin ideolojisini anlattı. 1934 senesinde Meclis, özel bir kanunla kendisine "ATATÜRK" soyadını verdi. Son senelerinde bitmeyen bir heyecanla Hatay'ın ana vatana ilhakına çalıştı. Kendisinde mevcut karaciğer kifayetsizliği zamanla ağırlaştı; son günlerini hasta ve rahatsız olarak geçirdi. 10 Kasım 1938 perşembe günü saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini kapadı. Ölümü bütün dünyada derin akisler yaptı ve büyük üzüntü yarattı.
Atatürk'ün na'şı, tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayı salonunda özel bir katafalka yerleştirildi. Türk bayrağına sarılı ve başında silâh arkadaşlarının nöbet tuttuğu mukaddes tabut, üç gün müddetle milletin ziyaretine bırakıldı. Na'şı, bilâhare 20 Kasım'da Ankara'ya getirildi. 21 Kasım'da büyük törenle Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrine kondu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Çanakkale'de ve diğer muharebelerde ona karşı savaşmış yabancı generaller törende bilhassa dikkati çekiyordu.10 Kasım 1953'te na'şı, Etnografya Müzesinden alınarak muhteşem bir törenle Anıtkabir'e nakledildi.
|
|
|
|
|
3
|
Ünlüler / Biyografi / Sean Paul
|
: 29 Mayıs 2008, 04:14:06
|
|
Asıl adı Sean Paul Henriques olan dans/reggae yıldızı, 8 Ocak 1973’de Jamaika’da doğdu. Annesi İngiliz olan Sean Paul’ün ailesinde Çinli’den Portekizli’ye kadar pek çok milliyetten insanlar mevcut. Sean Paul ilk olarak 1996 yılında ilk single’ı “Baby Girl”ü Jamaika’da yayınladı ve ardından gelen single’lar sayesinde de epey başarılı oldu. 1999 yılında Mr Vegas’la birlikte ünlü rapçi DMX için bir parça hazırladı. “Here Comes The Boom” adını taşıyan single, Hype Williams’ın “Belly” filminde de kullanıldı. Aynı yıl yayınladığı “Hot Girl” single’ı listelerde ilk 10’a girdi.
Sean Paul’ün Amerika’da tanınması ise Summer Jam 200’de çalmasıyla oldu. Aynı yılın sonbaharında ilk albümü “Stage One”ı yayınladı ve bu albümde eski single’larına yer verdi. 2002’de yayınlanan “Dutty Rock” albümüyle popülerliği tavana vuran Sean Paul, “Get Busy” gibi single’lar ile pop dünyasında sağlam bir yer edinmesini sağladı.
Sean Paul, geçici bir isim olmadığını da 2005 yılında yayınladığı Trinity albümüyle kanıtladı. Amerika listelerinde 7 numara olan albümden dört tane single yayınlandı; “We Be Burnin’”, “Ever Blazin’”, “Temperature”, “(When You Gonna) Give It Up To Me”.
2006 senesini Mariah Carey’nin “Mariah Carey’s Adventures Of Mimi” turnesinde sanatçının önünde sahneye çıkarak geçiren Sean Paul, Eylül ayında 4. albümünün çalışmalarına başladı. En son Rihanna’nın “A Girl Like Me” albümündeki “Break It Off” parçasına konuk müzisyen olarak katılan Paul, Billboard Müzik Ödülleri’ne de dört dalda aday olarak gösterildi....
|
|
|
|
|
4
|
Ünlüler / Biyografi / Adolf Hitler
|
: 29 Mayıs 2008, 04:13:27
|
|
20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin realschule'sinde yaptı. On üç yaşında babasını, on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince Viyana sanayi mektebine yazıldı. Kendi kendini eğitti. Viyana'da bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi. 1914'de Cihan Harbi çıkınca Hitler Bavyerada Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını Milli Sosyalist Alman İşçi Fırkası olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Gazetede fırkasının fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.
1924'de hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde Mücadelem isimli hatıralarını yazdı. Aynı zamanda fırkanın yeni teşebbüslerini hazırladı.
Onun kurduğu Nasyonal Sosyalist Parti’ye halk "Nazi" ler dedi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen "Führer" lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya'yı Versay'ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesin lazım geleceği programın esaslı maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder.Seçimle işbaşına gelen Adolf Hitler kısa zamanda Almanya’yı süper güç haline getirdi.Batı Avrupa ülkelerini ve Rusya’yı karşısına aldı.Bu cephe genişliği II.Dünya Savaşı’nın sonucunu belirleyen en önemli etken oldu.Savaş sonucunda Almanya’nın yenilgisini gören Adolf Hitler intihar ederek hayatına son verdi(1945).
HAKKINDA YAZILANLAR
1.Yabancıların Gözüyle Hitler Hitler'in Dünyaya Bakışı Osman Öndeş Boğaziçi Yayınları
2.Nazi Kadınları Anna Maria Sigmund Doğan Kitapçılık / Dünya Tartışıyor Dizisi
Adolf Hitler'in kadınları cezbeden ve zaman zaman büyük mitinglerde kitle histerisine yol açan bir gücü vardı. Toplumun kalburüstü tabakasına mensup kadınlar, hayranlık duydukları Hitler'e iktidara giden yolu açtılar. Hanna Reitsch, Leni Riefenstahl ve Winifred Wagner gibi gözde kadınlar, ününü artırdılar. Yeğeni Geli Raubal Hitler yüzünden intihar etti, Eva Braun beraber ölüme gitti. Tabii ki Hitler'in yardımcılarının yanlarında da kadınlar yer alıyordu, günümüzde az tanınıyor olsalar da. Bu kadınlar nasıl bir yaşam sürdüler? Sahne gerisinde resmi olarak hangi rolleri üstlendiler? Magda Goebbels, 1945 yılında altı çocuğunu birden öldürme kararını nasıl verdi? Carin ile Emmy, Göring'in morfin bağımlılığı konusunda ne düşünüyordu? Henriette von Schirach, kocası 60 000 Viyanalı Yahudi'yi toplama kamplarında yolladığında neler hissetti? Unity Mitford ve nasyonal sosyalizmin diğer seçkin kadınları, propagandası yapılan "Erkek halka, kadın aileye sahip çıkar" idealine uydular mı? Anna Maria Sigmund bütün bu sorulara cevap arıyor. Sonuç, Nazi Almanyası'nda kadınların durumuyla ilgili büyüleyici bir kitap
|
|
|
|
|
5
|
Ünlüler / Biyografi / Hayk0 cEpkiN..(Biy0graFi)
|
: 29 Mayıs 2008, 04:12:42
|
|
Hayko Cepkin, (doğum 11 Mart - 1978, İstanbul) Ermeni asıllı Türk vatandaşı piyanist, müzisyen.
Liseden sonra 2 yıl mimar sinan üniversitesi'nde şan eğitimi aldı. 2 sene timur selçuk çağdaş müzik merkezi'nde şan, solfej ve armoni dersleri aldı. 1 sene akademi istanbul'da piyano eğitimi gördükten sonra profesyonel müzik yaşantısına 1997 yılında klavyeci olarak başladı.
Sırasıyla öztürk, Ogün Sanlısoy, Aylin Aslım, Koray Candemir ve Demir Demirkan gibi isimlerle sahneyi paylaştı. Çalıştığı isimlerin bazılarının albümlerinde de düzenlemeci kimliğiyle yer aldı. En son Murathan Mungan'ın söz vermiş şarkılar adlı albümünde aylin aslım'ın seslendirdiği "kimdi giden" adlı bir yeni türkü bestesi olan parçayı düzenledi. Bu sırada evinin odasında kaydettiği bestelerini hayata geçirme kararı aldı. 2005 yılı içinde "Sakin olmam lazım" adlı albümü ile alternatif müzik piyasasında yerini aldı.
Daha sonra 2OO7 de tanışma biti albümüyle sevenleriyle buluştu.Müziğe daha sert devam eden Hayko(kendi tabiriyle)türü bozuk tarzıyla açık olduğuna inandığımız yoluna devam ediyor.Bu albümü korku-gerilim temasıyla oluşturan Hayko'nun yeni albümünde 5taneintro,10tane parça+bonus bulunuyor.Profesyonelstüdyo kaydıyla yaptığı albümünün promosyon dönemi devam etmekte...
İsterseniz Buradan Son Albümü Tanışma Bitti yi İndirebilirsiniz
Hayko Cepkin'in grubu gitarda Umut Töre, bas gitarda Poyraz Kılıç ve davulda Murat Cem Ergül'den oluşmaktadır.
|
|
|
|
|
6
|
Ünlüler / Biyografi / Frank Lampard
|
: 29 Mayıs 2008, 04:12:06
|
|
Frank Lampard West Ham United'dan Chelsea'ye transfer olduktan sonra, West Ham taraftarları tribünlerde Fat Frank diye bağırdılar ya da onun sadece Paul Ince'in şişman versiyonundan ibaret olduğunu iddia ettiler, "Şişman" Frank Chelsea'deki ikinci sezonunda İngiltere milli takımının değişmez ismi oldu, geride bıraktıgımız Eylül ayında üst üste 114. lig maçına çıkarak rekor kırdı. Futbolcu bir aileden yetişen Frank Lampard'ın kendisiyle aynı ismi taşıyan babası Frank Lampard da 70'li yıllarda West Ham United'da forma giymiş ve bu formayla iki FA cup kazanmıştır. Eniştesi Harry Redknapp ise futbolculuk kariyerinden sonra halen Premier Lig'de Southampton'ın teknik direktörlüğünü yapmakta. Frank Lampard da futbola West Ham United ile başladı ve 1995'de 17 yaşını doldurmadan bu klüple profesyonel sözleşme imzaladı. Kiralik olarak 18 yaşında Swensea'da forma giydikten sonra tekrar West Ham'a döndü ve takımın değişmez oyuncusu oldu. 1999 yılında Kevin Keegan tarafından Macaristan maçında görev almak üzere milli takım kadrosuna dahil edilse de forma şansı bulamadı ancak 6 ay sonra Sunderland'de oynanan Belçika maçında ilk kez şans buldu. Bu erken başlangıca rağmen Lampard 2000 yılında İngiltere A mili takımı ile Belçika'da olmak yerine ümit milli takım kaptanlığını yapıyordu. Lampard, 2001 yılında 11 milyon pound karşılığında Chelsea'ye transfer oldu ve o yıl normal sezonda sadece bir maç kaçırdı. 2001/2002 sezonunda Chelsea adına 5 gol kaydeden Lampard, 2002/2003 sezonunda ise kariyerinde ikinci kez hiç bir maçı kaçırmıyor ve Chelsea'nin ligi 4. bitirerek şampiyonlar liginde yer almasına 6 gol atarak katkı sağlıyordu. 2003/2004 sezonu Frank Lampard için harika bir yıl oldu. Abramovic'in kulübü satın almasıyla birlikte bir çok yıldız oyuncunun transfer edildiği bu sezonda, daha az forma şansı bulacağı şeklinde yapılan yorumların aksine Lampard harika bir sezon geçirip, Chelsea'nin Premier Lig'i Arsenal'in ardından ikinci bitirmesinde ve Şampiyonlar Liginde yarı final oynamasında büyük pay sahibi oluyordu. O sezon görev başında olan Ranieri onun için "Mükemmel, komple bir oyuncu, şimdiden 10 gol attı. Ben Sven Goran değilim ama bence oynamayı hak ediyor" diyordu. Ericsson da Lampard'ın yükselişine kayıtsız kalmadı ve Lampard Lions'ların da değişmezi oldu. Chelsea, sezon sona ermeden, Lampard'la 2009 sezonun sonunda sona erecek ve Frank'a haftada 65.000 pound kazandıracak yeni bir sözleşme imzaladı. Portekiz'de oynanan Avrupa Şampiyonasında grup elemelerinde 2-1 yenildikleri Fransa karşısındaki rövanş diye tabir edilen maçta ve Hırvatistan karşısında birer gol kaydetti. Çeyrek finalde de Portekiz maçında normal sürede bir gol atıp, penaltı atışlarında da takımı adına bir gol kaydettiyse de İngiltere'nin kupadan elenmesini engelleyemedi. Buna rağmen turnuva süresinceki futboluyla büyük övgü aldı. Kendisi de bu turnuvanın kariyerindeki en yüksek nokta olduğunu ve turnuva boyunca geçen sürenin kariyerinin ve hayatının en güzel, zevkli anları olduğunu belirtti. 2003/2004 sezonunun ardından FA web sitesinde yapılan oylamada taraftarlar tarafından verilen oyların %40'ını alarak, Wayne Rooney, Steven Gerrard ve Ashley Cole'ün önünde İngiltere'de yılın futbolcusu seçildi
|
|
|
|
|
7
|
Ünlüler / Biyografi / Emir Kusturica
|
: 29 Mayıs 2008, 04:11:23
|
|
Yaşanmışlıkların insanı,
Mütevazi filmlerin adamı,
Emir Kusturica;
24 Kasım 1954 yılında Bosna-Hersek'in Saraybosna kentinde doğdu. Sinema eğitimini Çekoslovakya'da Prag sinema okulunda FAMU tamamladı. 1973'ten başlayarak önce kısa filmler, sonra Saraybosna TV'si için televizyon filmleri çekti. İlk filmi olan 1981 yapımı Dolly Bell'i Hatırlıyor musun? ile büyük başarı elde etti. Venedik Film Festivali'nde En İyi İlk Film Altın Aslan'ını alan bu filmden sonra Kusturica'nın neredeyse her filmi bir ödül aldı. İkinci filmi olan Babam İş Gezisinde (1985) Cannes Şenliği'nde bir Altın Palmiye ile ödüllendirildi. Üçüncü filmi, 1989 yılında çevirdiği Çingeneler Zamanı ise Kusturica'nın uluslararası ününe ün kattı ve ona Cannes Şenliği en iyi yönetmen ödülünü kazandırdı. Kusturica daha sonra, yanına değişmez görüntü yönetmeni Vilco Filac'ı ve bestecisi Goran Bregovic'i de alarak Amerika'ya gitti. Orada çektiği "Arizona Dream / Amerikan Rüyası" (1993), yönetmenin herhangi bir festivalden büyük ödülle dönemeyen ilk filmi olsa da, 1993 Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı'yı ve Özel Jüri Ödülü'nü almayı başardı. Filmin uyandırdığı duygular, yine çoğunlukla hayranlık oldu. Bu çok özel film, çevrildiği ülke Amerika'da gösterime bile giremezken, Avrupa'da büyük ilgi gördü ve geniş bir seyirci kitlesine ulaşabildi. 1995 yapımı "Underground / Yeraltı", Cannes Şenliği'nde bir bomba gibi patladı ve Kusturica'ya ikinci Altın Palmiye'sini kazandırdı. 1998 yapımı "Black Cat White Cat / Kara Kedi Ak Kedi" ise aynı yıl Venedik Film Festivali'nde Gümüş Aslan'ı aldı. Çağımızın en büyük görüntü yaratıcılarından biri, hatta kendi kuşağı içinde birincisi olan Kusturica, sinemasal görüntü denen ve artık en iyi, en etkili örneklerinin geçmişte kaldığı düşünülen bir alanda, son derece zengin ve etkileyici bir görsellik yaratarak büyük başarı kazandı. Genellikle çingenelerin yaşamını konu alan filmlerinde hiçbir oyunculuk deneyimi olmayan çingenelere önemli roller vermesiyle de ilgi çekti. Onların renkli yaşamını ve özgürlüğünü filmlerine büyük bir başarıyla, bazen traji-komik olaylarla yansıttı. 1988 yılında Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik dersleri vermeye başlayan Kusturica, bir süre "Zabranjeno Pusenje" ya da diğer adıyla "Emir Kusturica & No Smoking Orchestra" adlı grupta bas gitar çaldı. 2001 yılında çektiği "Super 8 Stories / Süper 8 Öyküleri" adlı belgesel film, bu orkestrayı konu alıyordu. Kusturica, yalnızca filmleriyle değil ilginç eylemleriyle de gündeme geldi. Ünlü yönetmen, 1993 yılında Sırbistan'ın aşırı milliyetçi lideri Vojislav Seselj'i düelloya davet etti - Belgrad'ın merkezinde, güneşin tam tepede olduğu saatte, Seselj'in seçtiği bir silahla. Seselj, Kusturica'nın bu davetini "bir sanatçının ölümüne neden olmakla suçlanmak istemediği için" reddetti. Kusturica, 1995 yılında da Belgrad Uluslararası Film Festivali'nde Yeni Sırbistan Hakları Hareketinin lideri Nebojsa Pajkic'i yumruklayarak yere devirdi. Film çalışmalarına halen devam eden Kusturica, 2002 yılında bitmesi planlanan "The Nose / Burun" adlı yeni bir çingene filmi üzerinde çalışıtı.24 Kasım 1954, Saraybosna, Bosna Hersek 2001'de belgesel film yapmaya başladı. 1986’dan beri gitar çaldığı çingene tekno-rock grubu 'No Smoking' orkestrasının turlarında yaşadıklarını anlattığı Super 8 Stories / Süper 8 Hikayeleri ile Chicago Uluslararası Film Festivali'nde 'En İyi Belgesel Film' dalında 'Gümüş Plaket' kazandı.
Filmografi
Dolly Bell'i Hatırlıyor musun?, 1981 Babam İş Gezisinde, 1985 Çingeneler Zamanı, 1989 Amerikan Rüyası, 1993 Yeraltı 1995 Kara Kedi Ak Kedi, 1998 Süper 8 Öyküleri, 2001 Hayat bir Mucizedir, 2004
Başarıları Kusturica hala faal, yaratıcı ve başarılı Avrupalı sinemacılardan biri. Başlangıç filmi “Dolly Bell’i Hatırlıyor Musunuz?”la 1981’de Venedik’te en iyi film dalında Altın Aslan kazanmasından bu yana Emir’in büyük film festivallerinde ödül kazanma konusunda kusursuz bir devamlılığı var. “Babam iş gezisindeydi” filmi 1985’te Cannes’da Altın Palmiye kazandı. “Çingeneler zamanı” aynı festivalde 1988’de en iyi yönetmen ödülünü aldı. Berlin’de 1993’te “Arizona Rüyası” ile koleksiyonuna Gümüş Ayı’yı ekledi. 1995’te “Underground” ile Cannes’da ikinci Altın Palmiyesini kazandı. Emir sonra 1998’de “Kara Kedi, Beyaz Kedi”yi Venediğe götürdü ve Gümüş Aslan ile döndü. 2001de belgesel film yapmaya başladığında 1986’dan beri Emir’in gitar çaldığı çingene tekno-rock grubu No Smoking orkestranın turlarda yaşadıklarını anlattığı “Süper 8 Hikayeleri” ile Chicago uluslararası film festivalinde en iyi belgesel film dalında gümüş plaket kazandı.
|
|
|
|
|
8
|
Aşk Doktoru / Amatör Şiirler / Ask oLsun....
|
: 29 Mayıs 2008, 04:07:12
|
Hiç uğruna feda edebilecek bir çok şeyin olduğunu düşündüğün bir sevdiğin oldu mu?... Hayatında zevk aldığın ortamları sevdiğin için terk edip, zevk alınabileceğin aslında o olduğunu hiç düşündün mü?... Bunu hiç denedin mi?... Aslında aşkın iki kişilik olduğunu ve de ne yalnız, nede ikiden fazla kişiyle yaşanamayacağını hissettin mi?... Yanında olduğun anlarda kalbinin hızla çarptığını, gövdenin kanatlanıp uçmaya çalıştığını, içinin içine sığmakta zorluklar çektiğini fark ettin mi? Üzdüğün veya üzüldüğün zaman bir dağın dinamitlenerek üstüne yıkılmasını yaşadın mı?... Gözlerinin içine baktığında yaşanmış tüm gri şeylerin bir anda mavilere, yeşillere yerini bıraktığını ve o gözlerin içinde kaybolabildiğini ve en önemlisi kaybolmuşken kurtulmak istememeyi yaşadın mı?... Ve onunla buluşmanın her defasında sanki ilk yarışına çıkacak tay gibi kıpır kıpır oldu mu yüreğin, bedenin ? Her dokunuşunda vücudundaki inanılmaz hislerin ve mutluluğun akıp bir nehir gibi ona doğru gittiğini gördün mü?... Yani yaşadın mı aşkı?... Yaşadın mı sevdayı?... Can cana, yürek yüreğe olabildin mi ?... Eğer ki evetse tüm hepsine cevabın şu anda bunları okurken bile vakit kaybediyorsun... Aşkın için ben bunları boşa yazmış olayım .... Varsın öle olsun... Git ve yanında ol onun... Bu hissettiklerin için yıllarca kendini grilikler içine gömen nice insan olduğunu hatırla... Üstüne toprak atıp bir daha silkelenemeyenleri düşün... Aşk acısını değil aşk mutluluğunu yaşa... Yaşa ve yaşat... İnsan ömründe belki sadece bir kez yaşanabilecek bu hisleri sakın erteleme... Unutma... Her şey ve herkes gelip geçicidir... Hayatta herkes sendeler , düşer ve kalkar... Ama hayatta yıkarsan vicdanın seni bırakmaz... Ve hayatta yıkılırsan eğer sürünmekten başka bir şey yapamazsın... Yıkılmadan ve yıkmadan yaşa aşkını... Sürüngen bir aşk olmasın seninkisi... Başı dik , onur duyduğun ve kendini bir değil iki hissettiğin bir aşk olsun... Kimseden ve kimseciklerden korkmadan sadece ve sadece mutluluk ve huzur için yaşadığın bir aşk olsun... Eğer bunları ertelersen
sana AŞK OLSUN....
|
|
|
|
|
9
|
Aşk Doktoru / Amatör Şiirler / Gidiyorum Senden...
|
: 29 Mayıs 2008, 04:06:43
|
Gidiyorum Senden... Dönüp Arkama Bakmadım BiLe Birkez NeLerden Vazgectiğimi Görmek İstemedim İstemedim Kimseyi Bir Kez Daha Yıkmak Zaten Ben GeLmeyide İstemedim'ki...
Gidiyorum Senden GitmeLer Hiç Bitmeyecekti BiLdim BiLdim Ve BiLmemezLikten GeLdim Zaten Ben Gördümde GörmemezLikten GeLdim...
Gidiyorum Senden AsırLar Uzağa UzakLar Sogukmus Üşüdükce AnLadım Düştüğümü Tuzağa
Gittim! Hiç Hesabım KaLmadı KendimLe Sende DahiL... Herkesi Affettim...
|
|
|
|
|
10
|
Aşk Doktoru / Amatör Şiirler / Güz Şiiri
|
: 29 Mayıs 2008, 04:05:55
|
|
I Anaların giyimi kuşamıdır güz
II Sevda koksa güleç rüzgar Bağbozumunu hatırlarım Yangındır menevişin güney üzümleri Bir damla gözyaşı Reçine kokar derisi
Güz hüzündür Ölmektedir tanrıçanın sevgilisi Güz büyüdür Aşkların temeli
Giremem derelere ölü yapraklardan İçli şarkılar söylerim Serince ve yanıktır güz armudu Aylak uçar incir kuşları
Bırak küfeleri elveda çek Yüreğimizi del’etsek ne Ah kıramayız derisini üzümün Gel bağda buluşalım Koşalım dağlara koşalım
Ayrılık dörtlükleri okusun arpacık Sen sevdamızdan konuş Görmezden gel doğan güneşi Al giyinsin, güz kuşansın Çocukluğumun sevgilisi
III Güz yeli savuruyor da eteğini İç giysileriyle dolaşıyor pamuk tarlası
Kızların dudak rengidir güz
Ergenlik çağıdır bu tarlalarda Az aralasa göğüslerini Çözülüp düşüyor gelinliği
Kapışıyor kuşlar menevişlerin Kan kırmızı sutyenlerini Üşür düşler dal arasında Lekeli şalvarı mı unutkan kızın Tarçın renkli dere taşları
Kızların eksilen şeyleridir güz
Musa Öz
|
|
|
|
|
11
|
Aşk Doktoru / Amatör Şiirler / Lirik Kavga
|
: 29 Mayıs 2008, 04:04:56
|
|
Acıları güle daldırır da söyler Çoğaltır Akdeniz’i şiirleri Kederleri sevdayla nakışlar
İteler de dalgaları usulca Okuya okuya Nazım’dan Geçer hüzünle Kadınyarı Köprüsü’nden Hançere karşı Lirik bir kavgaya tutuşur Maviyi martı düşürür şiirlerine Çocukla çocuktur
Ve metin bir meşedir her çağda
Şapkasında gül ve kenger Su içer Ege’de Yunanlı çocuklarla Dal altında, ay ve kuş altında Gözyaşlarından şiir ayıklar
Lacivert bir şehirdir Antalya Gülüşüyle Metin’in Asi ve mavidir ala dağlarla yan yana Mahmur ya da morca
Çoğaltır Antalya’yı şiirleri
Musa Öz
|
|
|
|
|
12
|
Aşk Doktoru / Amatör Şiirler / Ela Bir Güz
|
: 29 Mayıs 2008, 04:03:59
|
|
Kayıkları taşıyor martılar Dalga ve yakamozları Uçuyorlar denizin bittiği yerden Gagaları çiziyor suları Kanat vuruşlarıyla oyuluyor iskele Kaleiçi güz uykuları
Bir çiçekle uçuyorlar Kokmuyor solan taç yaprakları Ah unutuldu Hoş bir adı olacaktı
Boyunları büküktür selvilerin Uça kona kumrular Bulutları saçılıyor gül işlemeli Ezberde evler bahçeler Kızların sessizce büyüdüğü sofalarda Güneş serilip üşümeli
Bir çiçekle uçuyorlar Kekre miydi acı mı Ela bir adı olacaktı
Uğruyor bağ arasına Dallara çamur getiren incir kuşları Sürme çekiyorlar usulca Gökyüzünün mavi donuna Çocukların bakışlarıyla olgunlaşan Üzümleri aşırmaları
Bir çiçekle uçuyorlar Kokmuyor solan tomurcukları Unutuldu ah Hoş bir adı olacaktı
Musa Öz
|
|
|
|
|
16
|
Spor / Milli Takımımız / Euro 2008 Maç Takvimi
|
: 28 Mayıs 2008, 08:01:18
|
|
7 Haziran 2008 Cumartesi 1 A Grubu İsviçre 18:00 Çek Cum. Basel
2 A Grubu Portekiz 20:45 Türkiye Geneva
8 Haziran 2008 Pazar 3 B Grubu Avusturya 18:00 Hırvatistan Vienna
4 B Grubu Almanya 20:45 Polonya Klagenfurt
9 Haziran 2008 Pazartesi 5 C Grubu Romanya 18:00 Fransa Zurich
6 C Grubu Hollanda 20:45 İtalya Berne
10 Haziran 2008 Salı 7 D Grubu İspanya 18:00 Rusya Innsbruck
8 D Grubu Yunanistan 20:45 İsveç Salzburg
11 Haziran 2008 Çarşamba 9 A Grubu Çek Cum. 18:00 Portekiz Geneva
10 A Grubu İsviçre 20:45 Türkiye Basel
12 Haziran 2008 Perşembe 11 B Grubu Hırvatistan 18:00 Almanya Klagenfurt
12 B Grubu Avusturya 20:45 Polonya Vienna
13 Haziran 2008 Cuma 13 C Grubu İtalya 18:00 Romanya Zurich
14 C Grubu Hollanda 20:45 Fransa Berne
14 Haziran 2008 Cumartesi 15 D Grubu İsveç 18:00 İspanya Innsbruck
16 D Grubu Yunanistan 20:45 Rusya Salzburg
15 Haziran 2008 Pazar 17 A Grubu İsviçre 20:45 Portekiz Basel
18 A Grubu Türkiye 20:45 Çek Cum. Geneva
16 Haziran 2008 Pazartesi 19 B Grubu Polonya 20:45 Hırvatistan Klagenfurt
20 B Grubu Avusturya 20:45 Almanya Vienna
17 Haziran 2008 Salı 21 C Grubu Hollanda 20:45 Romanya Berne
22 C Grubu Fransa 20:45 İtalya Zurich
18 Haziran 2008 Çarşamba 23 D Grubu Yunanistan 20:45 İspanya Salzburg
24 D Grubu Rusya 20:45 İsveç Innsbruck
19 Haziran 2008 Perşembe 25 Ç.Final A Grubu Birincisi 20:45 B Grubu İkincisi Basel
20 Haziran 2008 Cuma 26 Ç.Final B Grubu Birincisi 20:45 A Grubu İkincisi Vienna
21 Haziran 2008 Cumartesi 27 Ç.Final C Grubu Birincisi 20:45 D Grubu İkincisi Basel
22 Haziran 2008 Pazar 28 Ç.Final D Grubu Birincisi 20:45 C Grubu İkincisi Vienna
25 Haziran 2008 Çarşamba 29 Y.Final 1.Yarı finalist 20:45 2.Yarı finalist Basel
26 Haziran 2008 Perşembe 30 Y.Final 3.Yarı finalist 20:45 4.Yarı finalist Vienna
29 Haziran 2008 Pazar 31 Final 1.Finalist 20:45 2.Finalist Vienna
|
|
|
|
|
17
|
Spor / Milli Takımımız / "Kimseden korkmuyoruz"
|
: 28 Mayıs 2008, 08:00:31
|
|
Almanya´nın Bielefeld kenti yakınlarındaki Mariendorf kasabasında Avrupa Şampiyonası hazırlık çalışmalarını sürdüren (A) Milli Futbol Takımı´nda, teknik direktör Fatih Terim, "Rakiplerimizden ürktüğüm, korktuğum yok. Korkum, oyuncularımın formsuzluğu olabilir" dedi. 24.5.2008
Terim, bugün kamp yaptıkları otelin bahçesinde düzenlediği basın toplantısında. gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Ekibi tarafından şampiyonada yer alan rakip takımların izlendiğini ifade eden Terim, "Rakiplerinizde hangi oyunculardan çekiniyorsunuz" şeklindeki bir soruya, "Benim çekinmem ya da korkum yok. Korkum, oyuncumun o zaman formda olmaması olabilir" cevabını verdi. Gökhan Gönül’ün sağlık durumunun gün geçtikçe iyiye gittiğini, Hamit’in durumunda da iyileşme olduğunu ifade eden Terim, Hamit’in, oynadığı Bayern Münih takımının doktoru tarafından kontrol edildiğini söyledi.
Gökhan ve Servet’in, takımlarında en çok forma giyen oyuncular olduklarını, bu oyuncuların dinlenmelerinin iyi olduğunu ve kendilerini hiç bir zaman riske atmak gibi bir düşüncesi olmadığını belirten Terim, "Maçlar kaybedilebilir, ancak oyuncu kaybetmeye gönlüm razı olmaz" dedi.
Terim, Hamit’in Alman dergisine bu konuda verdiği beyanatın da doğru olduğunu söyledi. Kadrodan çıkartılacak olan 3 oyuncunun henüz belli olmadığını, bunun zor bir seçim olacağını da kaydeden Terim, oyuncuların kendi aralarında olumlu bir rekabet içinde olduklarını sözlerine ekledi.
Terim, kafalarında belirli bir onbirin olduğunu, ancak bunun yapılacak çalışmalardan sonra kesinlik kazanacağını ifade ederek, "Ancak, Volkan birinci kaleci olarak sahaya çıkacak. Ayrıca, şu ana kadar Türkiye hafızalarda yer etmiş durumda. Avrupa Şampiyonası’yla birlikte hafızalardan silinmeyecek hale gelecek" diye konuştu.
Avrupa Şampiyonası’ndan sonra bir takıma gitmeyi düşünüp düşünmediğinin sorulması üzerine ise Fatih Terim, "Şu ana kadar hiç kimseyle görüşmedim. Eşimi dahi, vakit buldukça arıyorum. Fatih Terim için bir gecikme söz konusu değildir. Şu anda tüm konsantrasyonumuz milli takımın başarısı için" şeklinde karşılık verdi. Bu akşam, 15 dakikası basına açık olacak bir antrenman yapacak milliler, yarın akşam da Bochum kentinde Uruguay’a karşı ikinci hazırlık maçına çıkacak.
|
|
|
|
|
18
|
Spor / Milli Takımımız / Euro 2008 Stadları
|
: 28 Mayıs 2008, 07:59:56
|
|
St. Jakob / Basel
İsviçre'nin Basel şehrinde yer alan St. Jakob Stadı 42.500 kapasiteye sahip. İsviçre'nin ünlü takımı FC Basel'in maçlarını oynadığı stadyum 15 Mart 2001 tarihinde bugünkü halini aldı. Havaalanına 10 km. uzaklıkta bulunan St. Jakob Stadı UEFA'nın 4 yıldızlı stadlarından bir tanesi. Stad, İsviçre ile A Millî Takımımızın 11 Haziran 2008 tarihinde oynayacağı A Grubu 2. mücadelesine de ev sahipliği yapacak.
Stade de Suisse / Bern
2001 yılında yıkılan Wankdorf Stadı'nın yerine 30 Temmuz 2005'te açılan stad İsviçre'nin Bern kentinde Wankdorf bölgesinde bulunuyor. 2005 yılından bu yana Young Boys takımının maçlarını oynadığı 32000 seyirci kapasitesine sahip stadın bünyesinde Alışveriş Merkezi, Restorantlar, Okul, Ofisler ve Apartmanlar bulunuyor. Bu modern stad Euro 2008'in en zorlu grubu olarak görülen ve Hollanda, Fransa, İtalya ve Romanya'nın bulunduğu C Grubu'nda 3 maçta kullanılacak.
Stade de Geneve / Cenevre
İsviçre'nin Cenevre şehrinin güneyinde bulunan Lancy bölgesinde yer alan Stade de Geneve 30084 seyirci kapasitesi ile 16 Mart 2003 tarihinde açıldı. FC Servette takımının maçlarına ev sahipliği yapan stadın hava alanına uzaklığı 12 kilometre. Stade de Geneve, A Millî Takımımızın ilk rakibi Portekiz'le oynayacağı maça 7 Haziran'da ve 3. rakibi olan Çek Cumhuriyeti ile oynayacağı mücadeleye de 15 Haziran'da sahne olacak.
Wörthersee / Klagenfurt
Austria Karnten'in maçlarını oynadığı Wörthersee Stadı 7 Eylül 2007'de hizmete açıldı. 2005 yılında yıkılan ve 30000 kapasiteli olarak tekrar hizmete giren stadın yapı maliyeti 66.5 milyon Euro. Avusturya'nın Klagenfurt şehrinde bulunan stadda Hırvatistan, Almanya ve Polonya'nın B Grubu'nda birbirleriyle yapacağı 3 çekişmeli mücadele oynanacak.
Stadion Wals / Salzburg
2003 yılında açılan ve Red Bull Salzburg takımının maçlarına ev sahipliği yapan Stadion Wals 2006 yılında hizmete girdi. Havaalanına sadece 3 kilometre uzaklıkta bulunan statta 30000 futbolsever aynı anda maç izleyebiliyor. Son Avrupa Şampiyonu Yunanistan'ın D Grubu'ndaki tüm rakipleriyle (Rusya, İspanya ve İsveç) oynayacağı maçlar bu statta oynanacak
Tivoli Neu / Innsbruck
Avusturya'nın Innsbruck şehrinde çok amaçlı olarak kurulan ancak genellikle futbol maçlarında kullanılan Tivoli Neu Stadı Wacker Tirol'un iç saha maçlarını oynadığı stattır. 2000 yılında 17400 kişilik kapasiteyle açılan stadın kapasitesi Avrupa Futbol Şampiyonası için 30000'e yükseltilmiştir. D Grubu'nda İspanya, İsveç ve Rusya'nın birbirleri ile oynayacağı 3 maça ev sahipliği yapacak stadın modern görüntüsü göz kamaştırıyor.
Ernst Happel / Viyana
Avusturya'nın başkenti Viyana'nın Leopoldstadt bölgesinde kurulan Ernst Happel Stadı 50000 seyirci kapasitesi ile turnuvanın en büyük stadı konumunda. Yapımına 1929 yılında başlanan stad 1931 yılında hizmete girmiş ve 1986 yılında da yenilenmiştir. Ezeli rakipler Avusturya Wien ve Rapid Wien'in stadları UEFA'nın yaptığı organizasyonlarda oynanan maçlar için yetersiz kaldığından bu 2 takımın UEFA Kupası ve Şampiyonlar Ligi maçlarını oynadığı statta kimi zaman iki ekip arasındaki derbi maçları da oynanıyor. 3 grup, 2 çeyrek final, 1 yarı final ve kupanın sahibini bulacağı final müsabakasının oynanacağı stad UEFA'nın 5 yıldızlı 26 stadından biri olduğu için Şampiyonlar Ligi final organizasyonuna ev sahipliği yapabilir durumda.
Letzigrund / Zürih
isviçre'nin başkenti Zürih'te bulunan Letzigrund Stadı 30000 kişilik kapasitesine sahip. FC Zürih'in iç saha maçlarını oynadığı stat, geçici olarak asıl stadları 'Zürih Stadı' bakımda olduğu için Grasshoppers takımının da iç saha stadı durumunda. Fransa, Romanya ve İtalya'nın birbirleri ile oynayacakları maçlara ev sahipliği edecek statta heyecan fırtınaları kopacak
|
|
|
|
|
19
|
Spor / Milli Takımımız / 'Şampiyon olacağız'
|
: 28 Mayıs 2008, 07:58:03
|
|
Nihat Kahveci zafere inanıyor ve Türkiye´ye sesleniyor: Bizler sahada, gurbetçiler tribünde, 70 milyon televizyonu başında bu coşkuyu yaşayacağız. 24.5.2008
Nihat Kahveci.. Amatör küme takımlarından Esenler’den Beşikaş alt yapısına alındı. Bu dönemde her gün halk otobüsü ile iki vesait değiştirip Fulya’ya gitti. PAF takımındaki performansı ile hocalarının gözdesi oldu. Toshack bir gün, aynı anda yandaki toprak sahada altyapının idmanı ile kendi idmanı çakışınca, tellerin yanında dikilip, gençlere baktı. Ardından kapıyı açtırıp; Nihat, Yasin ve Savaş’ı kendi tarafına aldı. Kahveci, futbol ile büyüdü. Kişiliğiyle öne çıktı. Profesyonelce yaşadı ve İspanya’nın yolunu tuttu. Real Sociedad formasıyla büyük sükse yaptı, ismi Real Madrid’le anılmaya başladı. Ancak bir başka ‘real’e transfer oldu: Villarreal! Son maçlarda attığı gollerle A Milli Takımımız’ı finale taşıyan Nihat Kahveci, 2008 elemelerine sayılı günler kala, usta objektif Yaşar Saygı’ya özel fotoğraflar verdi, Orhan Yıldırım’a konuştu. Söz Nihat’ta...
‘Kimseden korkmuyoruz’ “Buraya gelirken büyük bir iş başardık, Avrupa’nın en iyi 16 takımı içine girdik. Bunun için gururluyuz. Daha önemlisi burada, iyi şeyler yapmak. Öncelik olarak gruptan çıkmak. Çok hızlı bir turnuva olacak. Bu bilinçle en küçük hataya yer yok. Çünkü sonra telafisi olmayan bir yola girilecek. Rakipler belli, denge, güç kaliteler ortada. Türk Milli Takımı olarak hiçbir ülkeden geri değiliz. Günümüz futbolunda takımlar birbirine yakın. Maçları ince detaylar değiştiriyor. İyi oynarsak herkesi yeneceğmizi gösterdik. Üç maçtan da puan alıp; gruptan çıkacağız. Korkumuz, çekincemiz yok. Kimseyi de küçük görmüyoruz.”
‘Selin uğur getirecek’ “Buraya grup lideri olarak gelebilirdik. Ancak sonuçta çok önemli iki final maçı oynayarak gelebildik. O maçlarda gol atmak da bana nasip oldu. Katkım olduğu için çok mutluyum. Kendi takımımda da düzenli olarak oynuyorum ve başarılı oldum. Özel hayatımda da herşey yolunda. Yeni baba oldum. Üç hafta önce bir kızım dünyaya geldi, ismini Selin koyduk. O benim uğurum oldu. Doğduktan sonra çok gol attım. Umarım burada da aynı şekilde, hatta daha da artarak devam edecek. Ligde ikinci olduk, burada da Selin’in uğuruyla şampiyon olacağız.”
‘Bir aile gibiyiz’ “Üç maç oynayıp, gruptan çıkarsak çeyrek finaldeyiz... Bu yüzden her karşılaşmamız final... Bizim ilk finalimiz Portekiz’le. Puan aldıkça kendimize güvenimiz artacak ve daha başarılı olacağız. Avrupa Şampiyonaları’nın gediklisi takımlar var. Fransa, İtalya ve Almanya gibi... Yunanistan nasıl şampiyon olduysa, biz de olabiliriz. Zaten arkadaşlık problemimiz yok. İdmanlar son derece neşeli geçiyor. Kamp yeri de çok güzel ve sakin. Her türlü imkan var. Artık bize düşen, bunu İsviçre ve Avusturya’da sahaya taşımak.”
‘İnancımız tam’ “Milli Takımımız şampiyonaya büyük renk verecek. Bizler sahada, gurbetçilerimiz tribünde ve 70 milyon ülkemizde... Böyle atmosferler bir futbolcu için çok önemlidir. Örneğin bir Real Madrid, Barcelona gibi takımların sahasında oynamak bambaşka... 100 bin kişi önünde sahaya çıkmak, o atmosferi yaşamak... Sonuçta kupayı kaldırmak için inancımız tam. Her rakibe saygılıyız, turnuvada yenemeyeceğimiz takım yok. Umarım bir ilki hep birlikte gerçekleştirip, kupayı kazanır ve tarihe geçeriz. Herşeyin hayırlısı...”
|
|
|
|
|
20
|
Spor / Milli Takımımız / Euro 2008 Kadro Analizi
|
: 28 Mayıs 2008, 07:57:18
|
|
Euro 2008 kadrosunun açıklanması ile birlikte futbolseverlerin kafalarında şimdiden birçok soru işareti oluşmaya başladı. Terim Euro 2008'de acaba geçen senelerde kadroda görev verdiği tecrübeli oyuncularda hala ısrarcı mı olacaktı yoksa tamamen kadroyu genç oyunculara göre mi revizyon edecekti. İşte bu sorular ışığında açıklanan ilk 26'lık aday kadroda Hakan Şükür'ün bulunmaması aslında bize Fatih Terim'in "hayır" şeklinde net bir cevap verdiğini gösteriyor. Fakat kadroyu incelediğimizde yine de pek memnun kalamıyoruz çünkü 4 büyüklerimize kök söktüren, ilk yarıyı birinci bitiren, sezon sonuna kadar şampiyonluk peşinde koşan Anadolu'nun yükselen yıldızı Sivasspor'dan hiçbir oyuncu kadroda bulunmuyor. Yine de Fatih Hoca'nın vardır bir bildiği diyoruz ve bölüm bölüm detaylara geçiyoruz. Kaleci: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Rüştü Reçber (Beşiktaş),Tolga Zengin (Trabzonspor) Kaleci adayları arasında muhtemelen Volkan'ın forma giymesi bekleniyor. Tabiki Fatih Hoca Rüştü'ye de şans verirse kimse şaşırmaz.
Savunma: Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu (Galatasaray), Gökhan Zan (Beşiktaş), İbrahim Kaş (Beşiktaş), Servet Çetin (Galatasaray), Emre Aşık (Ankaraspor), Hakan Balta (Galatasaray) Lig maçlarında yeterli performansı sergileyemeyen Gökhan Gönül'ün özellikle Şampiyonlar Ligindeki sergilediği futbol kadro ve muhtemelen ilk 11 şansı getirdi. Bunun dışında Servet'in de ilk 11'de olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Emre Aşık'ın aday kadroda olması futbol otoritelerini oldukça şaşırttı.
Ortasaha: Uğur Boral (Fenerbahçe), Mehmet Aurelio, Mehmet Topal (Galatasaray), Emre Belözoğlu (Newcastle United), Tümer Metin (Larissa), Yıldıray Baştürk (Stuttgart), Hamit Altıntop (Bayern Münich), Ayhan Akman (Galatasaray), Arda Turan (Galatasaray), Tuncay Şanlı (Middlesbrough), Kazım Kazım (Fenerbahçe), Gökdeniz Karadeniz (Rubin Kazan) Ortasahamızda oldukça güzel alternatiflerimiz bulunuyor. Lejyoner futbolcularımız özellikle liglerindeki 2. yarı performanslarında olumlu form grafiği çizdiler. Emre'yi biraz bunların dışında tutuyoruz. Fakat Fatih Terim Emre'den vazgeçmeyecektir. Emre de son hazırlık maçlarındaki görüldüğü gibi üstüne düşen görevi layıkıyla yapacaktır. Kadroda Kazım Kazım'ında bulunması yabancı asıllı Türk futbolcu takviyeleri konusunda tepkiler şeklinde kendini gösterebilir. Kazım'ın ilk 11 değilde genellikle Terim'in ikinci yarı kozu olacağı düşünülüyor. Tuncay'ın Middlesbrugh'taki yükselen performansı ilk 11'de muhtemelen yer almasını sağlayacaktır.
Forvet: Nihat Kahveci (Villarreal), Halil Altıntop (Schalke), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Mevlüt Erdinç (Sochaux) Öncelikle Nihat gibi bir forvetimiz olduğu için çok şanslıyız. Formda bir Nihat Euro 2008 kalelerinin kapılarını açabilecek bir anahtarımız hatta çilingirimiz olabilir. Duran toplarda da muhtemelen atışları Nihat kullanacaktır. Semih, ikinciyarı girdiği maçlarda genellikle daha yüksek performans gösterdi. Fakat Fatih Terim'in Euro 2008'de bu görüşü kıracağını ve ilk 11'de şans vereceğini düşünüyoruz. Tabiki ilerleyen maçlardaki durumunu Semih kendi performansı ile belirleyecek
|
|
|
|
|
21
|
Danışman / Ekonomi, Finans, Borsa / İngiltere hazinesi İslami bono çıkarıyor
|
: 28 Mayıs 2008, 07:54:12
|
|
İngiltere hazinesi İslami bono çıkarıyor
İNGİLTERE’nin, İslami bono çıkartan ilk batı ülkesi olmaya hazırlandığı bildirildi. İngiltere’de yayımlanan Financial Times gazetesinin haberinde, bu konuda uzun zamandır duyulan maliyet ve fiyatlandırma kaygılarının geride bırakıldığına dair güçlü işaretlere dikkat çekildi. İngiltere Hazine yetkililerinin, planla ilgili güçlü bir istek bulunduğunu söylediği vurgulanan haberde, uygulamanın, Londra’nın İslami finans dünyasının Batılı merkezlerinden biri olma özelliğini sağlamlaştıracağına dikkat çekildi. "Sukuk" adlı İslami finansman bonosu ihraç etme planının ilk kez 2007’de açıklandığına işaret edilen haberde, bu tarihten itibaren sıcak tartışmalara yol açan planla ilgili hazine yetkililerinin, dini kurallar gereği faiz vermediği için karmaşık yapısı nedeniyle "sukuk" ihraç etmenin diğer bonolara göre daha yüksek maliyet getirebileceği kaygılarını ortaya koydukları ifade edildi.
|
|
|
|
|
22
|
Danışman / Ekonomi, Finans, Borsa / Türkiye, EBRD’ye tam üye oluyor
|
: 28 Mayıs 2008, 07:52:57
|
|
Türkiye, EBRD’ye tam üye oluyor
TÜRKİYE’nin, "Avrupa Bankası" olarak Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na (EBRD) tam üyelik başvurusu, Banka Genel Kurulunda bu hafta görüşülecek. Türkiye’nin resmi başvurusunun, bu hafta yapılacak EBRD Genel Kurulunda görüşülerek "prensip olarak" onaylanması bekleniyor. Nihai resmi onay sürecinin ise 2-3 ay sonra gerçekleşeceği belirtiliyor. Türkiye, tam üyeliğin onaylanmasının ardından, Banka’nın aktif üyeleri arasında yer alacak ve özel sektöre yeni bir finansman imkanı bulunmuş olacak. Orta Avrupa ülkelerinden aşamalı olarak çekilecek olan olan EBRD, bundan sonraki dönemde yatırımlarda önceliği Türkiye’ye vermeyi planlıyor. "Avrupa’nın Dünya Bankası" olarak da bilinen EBRD’nin, 2010 yılına kadar, 2004 yılında AB’ye tam üye olan 8 eski Doğu Bloku ülkesine mali destek vermeyi ve yatırımlarda bulunmayı keseceğini belirten yetkililer, kuruluşun bundan sonra Türkiye’ye ağırlık vereceğini vurguluyorlar.
|
|
|
|
|
23
|
Danışman / Ekonomi, Finans, Borsa / Anamur Lisesi’nin hızlı solcusu Tahtakale’de yükselip patron oldu
|
: 28 Mayıs 2008, 07:52:32
|
|
Anamurlu Hasan Eleman, lise yıllarında Halkın Kurtuluşu fraksiyonunda okulundaki eylemlere önderlik yaptı.
Eylemler nedeniyle hapse de giren Eleman, 12 Eylül darbesiyle İstanbul’a kaçtı. Üniversiteye hazırlanırken Tahtakale’de Sembol Kozmetik’te satış elemanı olarak çalışmaya başladı. Pazarlama yeteneğiyle hızla yükselen Eleman, önce bağımsız toptancı oldu, sonra şirketin tamamını satın aldı.
SEMBOL Kozmetik Sanayi A.Ş.’nin (Sembol) patronu H. Hasan Eleman, 1962’de Anamur’da doğdu. Anamur Lisesi’nde okurken, Halkın Kurtuluşu fraksiyonunun öğrenci liderlerinden biri olarak, öğrencilere eylemler, boykotlar yaptırdı. Bu yüzden defalarca gözaltına alındı, hapis yattı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi olunca İstanbul’a kaçan Hasan Eleman, bir taraftan üniversiteye hazırlanırken bir taraftan da Tahtakale’de kolonya firması Sembol’ün pazarlama elemanı olarak işe başladı. Hasan Eleman, kısa sürede Tahtakale’deki vadeli ve ’oyalamacı’ ticaretle mücadeleyi öğrendi. Sembol’de genel müdür yardımcısı oldu. Daha sonra bağımsız toptancı olarak yoluna devam etti. Kozmetikte 3 yılda Tahtakale’nin en büyük toptancıları arasına girmeyi başardı ve sonunda iş hayatına atıldığı Sembol’ün tamamını satın alarak sanayiciliğe adım attı. Hasan Eleman’ın şirketi geçen yıl 13 milyon YTL ciro yaptı, bu yıl 15 milyon YTL hedef koydu.
2 bin kişiye liderdim
Hasan Eleman, Anamur’daki hayatını şöyle anlatıyor: "1962 doğumluyum. Babam Anamur’da market işletirdi. Biz de 4 kardeş geçinip giderdik. Lise yıllarım çok çalkantılıydı. Anamur Lisesi’nde 16-17 yaşımdayken solcu gruplardan birinin (Halkın Kurutuluşu) başkanıydım. Bu yüzden 17 yaşında cezaevine birkaç kez girdim çıktım. Okulda, sürekli eylem, boykot, kavga, duvarlara yazı yazmak gibi eylemler yapıyorduk. Hızlı solcuydum ve 17’sinde 2 bin kişiyi bir sözümle sınıflardan indiriyordum. Aslında babam da annem de hacıydı ve benim durumuma çok üzülüyorlardı. Derken 12 Eylül 1980’de darbe oldu ve ben liseyi yeni bitirmiştim. Anamur’dan İstanbul’a kaçtım. Küçük kardeşim de İstanbul’da dersaneye gidiyordu, onun yanına geldim. Çünkü o dönemde, birçok gence faili meçhul olaylar yüklenebiliyordu. Ben bundan kurtulmak için İstanbul’a kaçtım."
Tesettürlü kıza áşık oldum
Üniversiteye girmek için kursa başlayan Hasan Eleman, bu arada müstakbel eşiyle tanıştığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: "O da üniversiteye hazırlık için kursa gidiyordu. Ben İstanbul İşletme Fakülkesi’ni kazandım. O da Edebiyat Fakültesi’ni ama o gitmedi. Müstakbel eşim tesettürlüydü. Yani ben hızlı solcu olarak bir tesettürlü kıza áşık olmuştum. Şimdi düşünüyorum da ’niye böyle oldu?’ diye, herhalde anneme babama Anamur’da çok çektirmiştim, biraz da onların istediği gibi bir kızla evlenmeyi içten içe istiyordum. Biz evlenmeyi düşünüyorduk artık ve bir işe girmem gerekiyordu. Evlendik de, ama eşim şimdi tesettürlü değil. 1983’te üniversiteye kayıt yaptıracağım günlerde Tahtakale’de bir işe müracaat ettim. Sabıka kaydı istediler, kabarık geldi. Üniversite kayıtlarının son günü Sultanahmet Adliyesi’nden ’memlekete sorulmadan’ sabıka kaydı verildiğini duydum. Temiz sabıkayı işyerine verip işe girdim."
Öğrenci Hasan Tahtakale’de patron olmayı nasıl başardı
1980’de üniversiteye hazırlık için İstanbul’a gelen Hasan Eleman, Tahtakale’de satış elemanı oldu.
Pazarlamada ve tahsilatta ’kendine özgü çözümle’ başarı yakalayınca şirkette genel müdür yardımcısı oldu.
Bir süre sonra şirketten bayilik alarak ayrıldı ve Tahtakale’nin en büyük toptancıları arasına girdi.
1992’de eskiden çalıştığı şirketin satılacağını duyunca, kazandığı paralarla markayı ve üretim tesisini satın aldı.
Ürün gamını genişletti, kozmetik ürünleri üreten ve pazarlayan firma haline geldi. Ayrıca çocuk bezi işine de girdi.
Kendi markası dışında, Migros, Şok, Tansaş gibi zincir marketlere de fason üretim yapmaya başladı.
Sembol Kozmetik, bu yıl 15 milyon YTL ciro bekliyor. Gaziantep’te ürettirdiği Yumoş çocuk bezi ile Doğu ve Güneydoğu’da başarı kazandı.
3 senede genel müdür yardımcısı oldum, 1992’de de şirketi aldım
HASAN Eleman, 1983’te 22 bin lira maaş artı primle iş başı yaptığı, 5 Yahudi vatandaşa ait Sembol’de, Tahtakale’deki toptancılara satışla görevlendirilir. Kolonya üreten Sembol’ün ürünlerini vadeli pazarlarken, toptancıların müşteri çeki vermeleri yüzünden bir süre bocalar. Eleman şöyle konuşuyor: "Müşteri çekleri de ekstra vade ekleyen bir düzen oluşturmuştu. Normalde 3.5 ay vadeli satarken, toptancılara ’size 4.5 ay vade bana kendi çekinizi verin’ dedim. Onlar da kabul ettiler. Bir anda satışım ve tahsilat oranım yükseldi. Aylık primim 100 bin liraya tırmandı. Genel müdür yardımcısı oldum. Sonra da ’bayilik verin, toptancıya kendim satayım’ dedim. Toptancı oldum. Kozmetikten bir sürü markayı da pazarlamaya başladım. 1992’de Sembol’ün satışı gündeme geldiğinde, firmayı aldım. 2001 krizinden sonra ’sanayicisin, kendi markalarınla üret sat’ dedim. Tüm kozmetik ürünlerine girdim. Yumoş markasıyla çocuk bezine de girdim. Onu Gaziantep’te fason ürettiriyoruz."
|
|
|
|
|
24
|
Danışman / Ekonomi, Finans, Borsa / Yılda 120 milyon Rus’a bira içiriyor 700 milyon dolarlık ciroya ulaşıyor
|
: 28 Mayıs 2008, 07:51:57
|
|
Efes Bira Grubu, 1999’da 33 milyon litre üretim ve Stary Melnik adlı yerel markayı yaratarak girdiği Rusya pazarında, nüfusun 110-120 milyonluk kesimine ulaşmayı başardı.
Rusya’ya bugüne kadar 700 milyon dolarlık yatırım yapan Efes, cirosunu da 700 milyon dolara ulaştırdı. Anadolu Holding Başkanı Tuncay Özilhan, "Burada ek yatırım ve fabrika alımları hep gündemimizde olacak" dedi.
ANADOLU Holding’e bağlı Efes Bira Grubu, 1999’da ilk markası Stary Melnik’i (İhtiyar Değirmenci) çıkarmasından bugüne 700 milyon dolarlık yatırım yaptığı Rusya’da yılda 120 milyon kişiyi birayla yakalar aşamaya yükseldi. 1.2 milyar litrelik üretimle Rusya pazarının dördüncü büyüğü olan Moscow-Efes Bewery (MEB), 2008 yılı ciro hedefini de 700 milyon dolar olarak belirledi. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, kriz dinlemeyip Rusya pazarına zamanında girmekten memnun olduklarını belirterek, bölgede ek yatırım ve yeni fabrika alımlarıyla büyümeyi hep gündemde tuttuklarını söyledi.
Dünya üçüncüsü
Efes Rusya Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, Rusya bira pazarının son 8 yılda yüzde 167 büyüdüğünü ifade ederek, şunları anlattı: "Rusya’da yıllık kişi başı tüketim 1999’da 29.5 litreyken 2007’de 81 litreye yükseldi. Rusya bugün 140 milyonluk nüfusuna rağmen, Çin ve ABD’nin ardından 10.5 milyar litrelik yıllık bira tüketimiyle dünya üçüncülüğüne yükselmiş bulunuyor. Bira pazarı, votka karşısında büyümesini ve güçlenmesini sürdürüyor. Rusya’nın geleneksel içkisi votka tüketimi adım adım düşüyor."
5 ülkede 12 fabrika var
Tuğrul Ağırbaş, Efes Bira Grubu’nun Türkiye dışında başta Rusya olmak üzere 5 ülkede 12 fabrikası olduğunu ifade ederek, şunları dile getirdi: "Rusya’nın dışında Kazakistan, Moldova, Sırbistan ve Gürcistan’da fabrikamız var. Rusya’da 4 malt üretim tesisimiz faaliyette. 5 ülkedeki toplam kapasitemiz 2.5 milyar litre bira. Bunun 2 milyar litresi Rusya’da bulunuyor."
33 milyon litreyle başladık
Ağırbaş, Efes Bira Grubu’nun Rusya’daki bira üretiminin 1999’da 33 milyon litre düzeyinde olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: "2000 yılında bu rakam 110 milyon litreye çıktı. O dönemden bugüne hızlı büyümemiz sürdü. Geçen yıl da yüzde 20 büyüdük. Bugün Rusya’da 1.2 milyar litrelik satış hacmine ulaştık. Bu, yılda 2.5 milyar şişe bira satışı anlamına geliyor. Rusya’da başta Stary Melnik olmak üzere Moskova Efes çatısı altında üretilen bira markalarımızı 110-120 milyon Rus vatandaşı tüketiyor. 140 milyon nüfuslu bir ülkede tekrarlar da olsa 120 milyonluk tüketici rakamına ulaşmak çok önemli. Aynı hızda olmasa da Rusya pazarındaki büyümemiz sürecek."
450 vagonumuz var
Tuncay Özilhan ve Tuğrul Ağırbaş, 2006’da alımı 390 milyon dolara gerçekleşen ve Novosibirsk’teki tesisi de kapsayan Krasny Vostok Kazan (Tataristan) tesislerinin alımıyla birlikte bünyelerine katılmanlar la birlikte 450 vagonları bulunduğunu belirtti. Ağırbaş, şunları söyledi: "Bölgedeki fabrikalarımızın hepsinin içine kadar raylı sistem giriyor. Bu sayede raylı sistemle taşımanın avantajını kullanıyoruz. Moskova Efes’e ait bir de lokomotifimiz var. Yine de bunlar ihtiyacımızı karşılamaya yetmiyor. Kiralama yapıyoruz. Bunun yanısıra 700 de karayolu aracımız var."
Dünya bira devleri bizi istiyor ama bağımsız kalmayı yeğliyoruz
ANADOLU Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, marka değeri 2.5 milyar doları dolayında hesaplanan, yurtdışındaki operasyonları artık Türkiye’yi geride bırakan Efes Bira Grubu’na dünya devlerinden hep teklif geldiğini belirterek, şöyle konuştu: "Biz bu tekliflere sıcak bakmıyoruz. Dünyanın bağımsız biracısı olarak büyümemizi sürdürmeyi planlıyoruz. Şu anda dünyanın 18’inci bira üreticisi konumundayız. Basamakları adım adım çıkmayı planlıyoruz."
Burada çalışanların yüzde 60’ı kadın, Türkiye’de yüzde 5’ten az
TUĞRUL Ağırbaş ve Berke Kardeş’in Efes Rusya ile ilgili sunumundaki, "Burada çalışanların yüzde 60’ı kadın" cümlesi dikkati çekti. Tuncay Özilhan, Türkiye’de Efes Grubu’nda çalışanlar içinde kadınların oranının yüzde 5’i geçmediğini belirtti. Özilhan, "Siz Efes’e eleman alımı sırasında bir ayırım yapıyor musunuz?" sorusu üzerine, "Asla öyle bir ayırım yok. Hatta bira pazarlamasında çalışan ilk kadın bizdedir. Keşke Türkiye’de de Rusya’daki gibi çalışanların hiç olmazsa yarısı kadın olsa" yanıtı verdi.
Efes’in incelediği pazarlar arasına Hindistan da girdi
TUNCAY Özilhan, önümüzdeki dönemde Özbekistan ve Azerbaycan’a da yöneleceklerini ifade ederek, şunları söyledi: "Aslında şu anda Hindistan’ı da yakın izlemeye almış durumdayız. Kesinleşmiş hiçbir kararımız yok. Tümüyle fırsatlara bakıyoruz. Hindistan’da kişi başı bira tüketimi yıllık 1 litre düzeyinde. Yani, Rusya’nın bundan 15 yıl önceki hali gibi. Hindistan’da bira pazarının önümüzdeki dönemde büyüyebileceğini düşünüyoruz."
Moskova Türkiye’yi neredeyse ikiye katlıyor
TUĞRUL Ağırbaş’ın verdiği bilgilere göre, Rusya’da yüzde 8.4’e kadar olan alkollü içkiler ruhsatsız, yani herhangi bir izin alınmadan pazarlanabiliyor. Bu yüzden yüzde 8.2’ye kadar alkollü bira üretilebiliyor. Bu durum, ülke yönetiminin daha sert içki olan votkaya fazla düşkün olan Ruslar’ı hafif içkilere yöneltme çabasından kaynaklanıyor. Rusya’nın başkenti Moskova’daki bira tüketimi 1.5 milyar litreye ulaşıyor. Böylelikle Moskova tek başına, Türkiye’nin ortalama 800 milyon litre olan bira tüketimini neredeyse ikiye katlıyor. Rusya’da bir şişe biranın ortalama fiyatı 1 doların altında kalıyor. Aynı şişenin fiyatı Türkiye’de 2.5 dolara kadar yükseliyor. Tuncay Özilhan, Türkiye’de bira üzerindeki verginin yüksekliğine dikkat çekiyor.
Pazar lideri olduğumuz zaman Rusça konuşacağım
EFES Rusya Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş ve Pazarlama Direktörü Berke Kardeş’in Moskova’daki fabrikada gerçekleştirdiği sunumda, "Rusya pazarında liderlik" hedefi iddialı şekilde yer aldı. Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, daha önce verdiği "Rusça öğreneceğim" sözünü bu kez "Efes, Rusya pazarında 1 numara olduğu gün ben de Rusça konuşur hale geleceğim" sözüyle kesinleştirdi. Rusya pazarındaki pazar payları şöyle:
Baltica (Carlsberg-Tuborg):% 38
Interbrew (Stella Artois, Brahma:% 18
Heineken (Heineken-Amstel):% 17
Efes Bira Grubu:% 9
İhtiyar Değirmenci’nin cirosu 120 milyon dolar
EFES Bira Grubu, Moskova’da ilk üretime başladığında, yerel marka yaratma arayışına girdi. Sonuçta 1999 yılında Stary Melnik (İhtiyar Değirmenci) adlı markayı çıkardı. Stary Melnik, aradan geçen sürede Efes Bira Grubu’nun Rusya pazarındaki satışının yüzde 22’sine ulaştı. Stary Melnik’in Rusya’da gerçekleştirdiği ciro da 120 milyon doları buldu.
Buzdolabına 35 milyon dolar yatırdı, Japonya’ya dayandı
TUGRUL Ağırbaş, Efes’in Rusya pazarına nasıl yayıldığını şu bilgilerle özetledi:
Rusya, 10 zaman dilimini kullanan dünyanın en geniş ülkesi. Dünya kara alanının dokuzda birini kapsıyor. 83 federal bölgeden oluşuyor.
Rusya’nın Japonya sınırındaki merkezlerine 8 saatlik uçuşla varılabiliyor.
Moskova’dan yüklenen vagonlar, Rusya’nın Japonya sınırdaki en uç noktasına 30 günde varabiliyor.
Rusya’da 126 bayi ve distribütörümüz, 126 sevkıyat noktamız var.
Efes, 18 marka, 100 dolayında farklı ürünüyle 100 bin satış noktasına ulaşabiliyor.
Satış noktalarımıza 63 bin 620 buzdolabı dağıttık. Bayilere ücretsiz verdiğimiz soğutucuların yatırım değeri 35 milyon dolara ulaşıyor.
Rusya’da satış noktalarına dağıtılan buzdolabı ve şemsiyelerin tamamı Türkiye’den alınıyor.
Rus tüketici etikete bakıyor kararını raf önünde veriyor
EFES Rusya’nın Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, Rus tüketicisinin davranışlarıyla ilgili şu bilgileri verdi:
1997-1998 krizi sonrasında Rusya’da birçok ürün tarihi geçmiş olmasına karşın raflarda kalınca tüketici önemli bir deneyim yaşamış. Son kullanma tarihine çok dikkat ediyorlar.
Rusya’daki bira tüketicisinin çoğunluğu pet şişeyi tercih ediyor.
Tüketicinin yüzde 45’i rafta birayı almadan önce etiketi okuyor, içindekilere de dikkat ediyor.
Rus tüketici tek markaya bağlanmak yerine, raf önünde etiketleri inceliyor, hangi birayı alacağına orada karar veriyor
|
|
|
|
|
25
|
Danışman / Ekonomi, Finans, Borsa / AB’ye göre taklitte Çin ve Türkiye başı çekiyor
|
: 28 Mayıs 2008, 07:51:17
|
|
AB’ye göre taklitte Çin ve Türkiye başı çekiyor
AVRUPA Birliği (AB), geçen yıl gümrüklerde ele geçirilen taklit ürünlerde Çin ve Türkiye’nin başı çektiğini bildirdi. AB Komisyonu’nun verilerine göre, geçen yıl yakalanan 79 milyon parça taklit malın yüzde 58’i Çin’den gelirken, yüzde 16’sının kaynağı bilinmiyor. Payı yüzde 5 olarak belirlenmesine karşın Türkiye’nin ikinci sırada yer alıyor. Çin ve Türkiye’yi yüzde 3’le Hindistan’ın takip ettiği sıralamada, AB’de yakalanan taklit ürünlerin diğer evsahibi ülkeleri arasında yüzde 2’şer payla Gürcistan, İsviçre, Birleşik Arap Emirlikleri, Hong Kong ve AB üyesi Bulgaristan yer alıyor. AB’nin el koyduğu taklit alkollü içecekler ve gıda ürünlerinde Türkiye, yüzde 45 payla ilk sırada yer alırken, sahte kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde yüzde 29’la Gürcistan’ın ardından ikinci sırada bulunuyor. Verilere göre Türkiye, taklit spor giyiminde yüzde 19 ve hazırgiyimde yüzde 10’la Çin’in ardından 2’inci, aksesuarlarda yüzde 12 ile Çin ve İtalya’nın ardından 3’üncü sırayı alıyor.
|
|
|
|
|