İletileri Göster
|
|
Sayfa: [1] 2 3 ... 14
|
|
1
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Baba evladına iyilik ister
|
: 28 Şubat 2008, 13:48:21
|
|
Sual: Babam namaz kılmam hususunda aşırı nasihat ediyor. Kendisi ise her şeyi tam yapmıyor. Ne yapmalıyım? CEVAP Babanızı şikayet ediyorsunuz. Bizim yazmamızla babanız hemen düzelmez. Şikayetlerde her iki tarafı da dinlemek gerekir. Sizin anlattığınıza göre, babanızın yaptıklarının bir kısmı normal değildir. Fakat namaz kılmanız için gösterdiği gayreti ayıplamamak gerekir. Her müslüman babanın yapması gerekeni yapıyor. Allahü teâlânın emrini hatırlatana kızılır mı? Kendisi yapamasa bile, hakkı tavsiye eden bir müslümanı ayıplamak doğru değildir.
O sizin iyiliğiniz için çalışmakta, sizi namaza ısındırmaya uğraşmaktadır. Böyle babanın eli öpülür. Baba zalim de olsa, ona karşı gelmek, onunla sert konuşmak, onu üzmek caiz değildir. Ana-babası günah işleyen çocuk, bunlara bir defa nasihat eder. Kabul etmezlerse, susar. Onlara dua eder.
Namazın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]
(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]
(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]
(Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]
(Her Peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.) [Gunye]
Namaz kılmak böyle büyük bir ibadet olduğu için terk edilmesi de çok büyük günahtır. Hanbeli�de namazı terk eden küfre düştüğü için, Şafii ve Maliki�de büyük günah işlediği için ceza olarak katli gerektiği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyheki] (Namaz kılmayanın dini yoktur.) [İbni Nasr]
(Namaz kılan, kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur.) [Taberani] (Namaz kılmayan, kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]
(Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]
(Beş vakit namazı kasten, mazeretsiz terk eden, Allah�ın hıfz ve emanından mahrum olur.) [İbni Mace]
(Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.) [Nesai]
Yukarıdaki hadis-i şerifleri, Ehl-i sünnet âlimleri şöyle açıklamışlardır: Dinimizde en büyük günahı işleyen kâfir olmaz. Bunun için namaz kılmayana kâfir denmez. Fakat namaz, çok önemli bir ibadet olduğu için, namaz kılmayanın imanla ölmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Namaz kılmayanın kalbi kararır, diğer günahları işlemekten çekinmez. Bazı âlimler, namaz kılmayanın kâfir olacağını bildirmişlerdir. Bu bakımdan her ne şart altında olursa olsun muhakkak namazı kılmalı!
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur'an-ı kerimde, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güç gelir) ve (Namaz kılmak müminlere kolay gelir) buyurulmaktadır. Namaz kılmamak, iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emirlerine severek kolaylıkla uymaktır.) [C.1.m.191, 289]
|
|
|
|
|
2
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ana babayı dinlemeyip evlenmek
|
: 28 Şubat 2008, 13:48:01
|
|
Sual: Bir kızın salih ana babasını dinlemeyip sevdiği biri ile evlenmesi caiz midir? Ana-babanın evladı üzerinde ne hakkı vardır? CEVAP İmam-ı Nesefi hazretleri bildiriyor ki: Ana-babanın evladı üzerinde seksen kadar hakkı vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir: Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ana-babasını hizmetleriyle razı eden, Allahü teâlâyı razı etmiş olur, onları gazaplandıran, Allahü teâlâyı gazaplandırmış olur.) [İbni Neccar]
Hasan-ı Basri hazretleri, Kâbe�yi tavaf ederken sırtında yük olan bir zat görüp der ki: - Niçin yükle tavaf ediyorsun? - Bu yük değil, babamdır. Bunu Şam�dan yedi defa getirip tavaf ettim. Çünkü, bana dinimi, imanımı öğretti. Beni İslam ahlakı ile yetiştirdi. - Kıyamete kadar böyle arkanda taşısan, bir defa kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider. Bir defa da gönlünü yapsan, bu kadar hizmete karşılık olur.
(Ya Resulallah, annem müşriktir. Ona iyilik etmem caiz midir?) diye sorana, (Evet, annene iyilik ve ihsanda bulun!) buyuruldu. (Ebu Davud)
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdan sonra ana-babaya iyiliktir.) [Müslim]
(Ana-babaya ihsan, bedbahtlığı saadete çevirir, ömrü uzatır ve insanı kötü ölümden korur.) [Ebu Nuaym]
(Ana-babaya karşı gelmek büyük günahtır.) [Buhari]
Şu halde ana-baba zalim olup, evlada zulmetseler de, günah işlemeyi emretseler de, yine onları üzmemeye, küstürmemeye çalışmalıdır! Onları üzücü söz ve hareket caiz olmaz.
Ana-baba kötü bile olsa, yine onlarla iyi geçinmelidir! Ziyaretlerini terk etmek büyük günahtır. Hiç olmazsa, selam göndererek, tatlı mektup yazarak, telefon ederek, bu günahtan kurtulmalıdır! Babasına asi gelen, çocuğundan mürüvvet göremez, muradına kavuşamaz, ailesi ile geçinemez, evinin tadı bozulur. (Şir�a) Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ana-babasının rızasını alan mümine Cennetten iki kapı, üzene de Cehennemden iki kapı açılır.) [Beyheki]
(Ana-babasını razı eden mümin, ne yaparsa yapsın Cehenneme girmez, inciten de Cennete girmez.) [Şir�a]
Cihad için izin isteyen birine Peygamber efendimiz, ana-babasının sağ olduğunu öğrenince, (Burada kal, onlara hizmet et, onlara hizmet cihaddır) buyurdu. (Buhari)
Cihada gitmek için gelen başka birisine de buyurdu ki: (Annenin yanından ayrılma! Cennet onun ayağı altındadır.) [Nesai]
Biri de, hicret etmek için gelip, (Ya Resulallah, ana-babamı ağlatarak geldim) dedi. Peygamber efendimiz, bu duruma üzülerek buyurdu ki: (Hemen git, onları ağlattığın gibi güldür!) [Ebu Davud]
Hak teâlâ, buyurdu ki: (Ya Musa, benim indimde çok ağır ve büyük bir günah vardır ki, o da, ana-baba evladını çağırınca, emrine uymamasıdır) [İ.Ahlakı]
Hak teâlâ buyuruyor ki: (Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik.) [Ahkaf 15]
Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki: (Âlim bir evladın ana-babası kâfir olsa, kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar, o da birkaç kova çektikten sonra öf dese, bu sebeple bütün amellerinin sevabı yok olur.)
Peygamber efendimiz, (Ana ile çocuğun arasını açan kimseye lanet olsun) buyurmuştur. (Gunye)
Ne yapıp yapmalı, onların rızalarını almaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Rabbin rızası, ana-babanın rızasında, gazabı da, ana-babanın gazabındadır.) [Buhari] Üzmekten çok korkmalı. İsra suresinin 23. âyet-i kerimesinde ana-babaya iyi davranmak, onlara yumuşak ve tatlı söylemek emredilmektedir.
Salih ana babanın rızalarını almadan onları üzerek evlenmenin tehlikesini bu âyet ve hadis-i şeriflerden iyi anlamalıdır.
|
|
|
|
|
3
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ana-babaya hizmet
|
: 28 Şubat 2008, 13:47:36
|
|
Sual: Ana baba hakkı, onlara hizmetin önemi hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP İmandan sonra birinci vazifemiz ana-babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibadeti kabul olmaz. Müslüman doğmamıza ve müslüman yetişmemize sebep olan ana-babamızın kalbini kırarsak Cennete girmemiz düşünülebilir mi? Müslüman ana-babamız, bizden razı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmamız çok zordur. İyilik ederek rızalarını almaya çalışmalıdır!
Allahü teâlâ ana-babaya iyilik edin buyuruyor. (Nisa 36, Enam 151, Ankebut 8)
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli ve uzun olur. Onlara karşı gelenin, âsi olanın ömrü bereketsiz ve kısa olur.) [Ey Oğul İlm.]
(Ana-babası, yanında ihtiyarladığı halde, [onların rızalarını alamayıp] Cenneti kazanamayanın burnu sürtülsün.) [Tirmizi]
(Cihad, fisebilillah [Allah yolunda] sadece kılıç sallamak değildir. Ana-babaya veya evlada bakmak da cihaddır. Ele muhtaç olmamak için çalışmak da cihaddır.) [Deylemi]
Ana babanın yüzüne sert bakmamalı, şefkatle ve sevgi ile bakmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibadettir.) [Ebu Nuaym]
(Ana-babanın yüzüne şefkatle bakana, kabul olmuş bir hac sevabı yazılır.) [İ.Rafii]
(Huzurunda alıcı ile satıcı arasındaki köle gibi durmayan kimse babasının hakkını ödeyemez.) [İ.Gazali]
Evladın, ana-babasına, sevgi ile bakışı için, kabul edilmiş bir hac sevabı verileceği bildirilince, oradakiler, (Günde bin defa bakarsa da böyle sevaba kavuşur mu?) dediklerinde, Peygamber efendimiz, (Günde yüzbin defa baksa da) buyurdu. (Şir�a)
Evliyanın büyüklerinden birisi, nafile hacca gitmek üzere yola çıktı. Bir ara Bağdat�a uğradı. Orada Ebu Hâzım-ı Mekki hazretlerini ziyarete gitti. O anda uyuyordu. Biraz bekledi. Uyandı ve o zata dedi ki: - Şimdi Resulullah efendimizi rüyada gördüm. Bana, senin hakkında, (Annesinin hakkını gözetsin, bu, hac etmekten daha iyidir) haberini ulaştırmamı emretti. Bunun üzerine o zat geri döndü ve bütün hayatı boyunca annesine hizmet edip duasına kavuştu.
Buhari�deki hadis-i şerifte özetle deniyor ki: Eski ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıkarlar. Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapatır. �Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allahü teâlâya yapacağımız dua kurtarabilir� derler.
İçlerinden biri şöyle dedi: Anam-babam çok yaşlı idi. Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım. Bir gün, odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Geç vakte kadar da dönemedim. Akşam içecekleri sütü, getirdiğimde anamla babam uyumuşlar. Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmazdım. Çocuklar da, yanımda ağlıyorlardı. Çanak elimde tanyeri ağarıncaya kadar onların uyanmalarını bekledim. Anamla babam uyanıp sütlerini içtiler. (Ya Rabbi bunu senin rızan için yapmışsam buradan bizi kurtar) Kaya biraz açıldı. Fakat çıkmak mümkün değildi.
İkincisi, her türlü imkan varken çok sevdiği amcasının kızı ile zina etmediği ve kıza verdiği 120 dinar altını almadığı olayı hatırlayıp, (Ya Rabbi, bunları senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar) dedi. Kaya biraz daha açıldı. Ancak yer çıkabilecekleri kadar değildi.
Üçüncüsü şöyle dedi: Çalıştırdığım işçilerden biri ücretini almadan gitmişti. Ben de onun ücretini ürettim. Bundan birçok mal meydana geldi. Bir müddet sonra bana gelip ücretini istedi. (Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunların hepsi senin ücretinden üremiştir, al götür) dedim. O da (benimle alay etmiyorsun ya) dedi. Ben de (hayır, alay etmiyorum, doğrusu bu) deyince, malların hepsini alarak götürdü. Bana hiçbir şey bırakmadı. (Ya Rabbi bunu senin rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz şu beladan bizi kurtar.)
Bunun üzerine kaya tamamen açıldı. Onlar da mağaradan çıktı. (Buhari)
|
|
|
|
|
4
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Kayınpedere "baba" demek
|
: 28 Şubat 2008, 13:47:14
|
|
Sual: Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana - baba" demek caiz midir? CEVAP Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek, akla yanlış gibi gelmekte ise de, ceddimiz hürmet olarak bunlara "Ana-baba" demişlerdir.
Bekara suresinin 133. âyet-i kerimesinde, Yakub aleyhisselama hitaben (Baban İbrahim, İsmail ve İshak) buyuruluyor. Bilindiği gibi, Yakub aleyhisselam, İshak aleyhisselamın oğludur. İsmail aleyhisselam amcası, İbrahim aleyhisselam ise dedesidir.
İbrahim aleyhisselamın babası Taruh olduğu halde, amcası ve üvey babası Azer için Kur'an-ı kerimde (İbrahim�in babası) ifadesi geçmektedir. (Enam 74)
Peygamber efendimizin, amcası Ebu Talibe ve Ebu Lehebe "Baba" dediği hadis-i şeriflerle sabittir. Türkiye�de de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir.
Yaşlı kadınlara da , "Ayşe ana", "Fatma ana" veya "Hacı anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.
Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.
Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek ise daha tabiidir. Riya maksadıyla söylenirse, riya, saygı için söylenirse saygı olur. Ceddimiz, kayınvalideye ve kayınpedere, "Hanım anne", "Bey baba" da demişlerdir. Hakiki ana-baba ile karışmamaları için böyle söylemek daha iyidir. Bazı yerlerde kayınvalideye "Cici anne" de diyorlar. Bunlar mubah âdetlerdir. Günah olmayan âdetlere uymakta mahzur yoktur. Hatta mubah olan âdete uymamak şöhrete, kalb kırmaya sebep olursa böyle âdetlere uymak gerekir. (Hadika)
|
|
|
|
|
5
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Rızkın mahiyeti
|
: 28 Şubat 2008, 13:42:46
|
|
Sual: Rızk nedir? İnsanın yediği şeyler mi, yemedikleri de dahil midir? İnsanın rızkı zamanla artıp çoğalır mı? Çalışmadan da rızk gelir mi? CEVAP Rızkın birkaç anlamı var: 1- Rızk denince yiyecek içecek şey anlaşılır. Çoğulu da erzaktır, rızıklar demektir. İnsanlar rızk denince bunu anlarlar.
2- Rızk, sadece yiyip içilen ve kullanılanlardır. Yiyip içilmeyen ve kullanmayan rızk sayılmaz. Fazla kazanç, malı arttırır; ama, rızkı arttırmaz. Rızk, mukadderdir. İki hadis-i şerif meali: (Hiç kimse rızkını bitirmeden ölmez.) [Hâkim]
(Hiç kimse, nasibinden fazla rızka kavuşamaz. Rızkına kavuşup yemedikçe de ölmez. İstemese de rızkı kendisine verilir.) [Hakim]
3- İnsana faydası olan maddi ve manevi her şey rızktır. Bir âyet-i kerime meali: (Dünya hayatında onların geçimliklerini [maddi, manevi bütün rızklarını] aralarında biz taksim ettik.) [Zuhruf 32]
İnsanlar, İslamiyet'i terk ettikleri için, yani Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymadıkları için ve İslam dininin gösterdiği rahat ve huzur yolundan ayrıldıkları için, dünyada bereket kalmadığı gibi maddi ve manevi rızklar da azaldı. Bir âyet-i kerime meali: (Beni unutursanız [maddi ve manevi] rızklarınızı kısarım.) [Taha 124]
Bunun için, iman rızkı, ilim rızkı, kalbin rızkı, mal rızkı, rütbe rızkı, evlat rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık ve merhamet rızkı ve daha nice rızklar azaldı. Bu rızkların hepsi dünya yaratılmadan önce, ezelde taksim edilmiştir. Kalbin rızkı dini ilimdir. Namaz manevi bir rızktır.
İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve ruhunun rızkları da bellidir. Rızk hiç değişmez, azalıp çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yemeden, bitirmeden ölmez. Rızk, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Ama yine rızk için çalışmak dinimizin emridir.
İnsanlar beşe ayrılır İnsanlar rızkı kazanmada inanç yönünden beşe ayrılır: 1- Rızkın yalnız çalışmaktan geldiğine inanır. (Kâfirler) 2- Rızkın hem Allah�tan, hem de çalışmaktan geldiğini sanır. (Müşrikler) 3- Rızkın Allah�tan geldiğini bilir; ama rızkı verir mi vermez mi endişe içindedir. (Münafıklar) 4- Rızkın Allahü teâlâdan geldiğine inanır ama, çalışırken Allah�a asi olur. (Fasıklar) 5- Rızkın Allah�tan geldiğine ve çalışmanın, sebebe yapışmak olduğuna inanır. Çalışırken, Allahü teâlâya asi olmaz, haram işlemez. (Salih müminler)
Hak teâlâ buyurdu ki: (Ya Musa, bir kimse kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerimin şükrünü eda etmiş olur. Eğer rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.)
|
|
|
|
|
6
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Habersiz şeker almak
|
: 28 Şubat 2008, 13:42:27
|
|
Sual: Tam İlmihal�de deniyor ki: Dürret-ül-beyda kitabında diyor ki, (Yemeğe çağrılan kimseye, malımdan istediğin kadar ye ve al ve dilediğine ver, hepsi helal olsun denilse, yedikleri helal olur. Aldıkları ve başkasına verdikleri helal olmaz. Çünkü, miktarı bilinmeyen yemeğin yemesini helal etmek caizdir. Fakat miktarı bilinmeyen malı almak için vekil etmek ve meçhul ve ayrı olarak teslimi mümkün olan malı ayırmadan hediye etmek sahih değildir.) Bir arkadaş, odasına lokum, şeker koymuş, yanına da, teklifsiz yiyebilirsiniz diye bir yazı da yazmış. Oruçlu falan oluyoruz veya evdeki çocuklara da götürmek istiyoruz, kendi yiyeceğimiz bir lokumu veya bir şekeri habersiz alsak günah olur mu? CEVAP Orada yemeğe izin verilmiş, kendisi yokken götürmeye izin verdiğini yazsa bile buna yetkisi olmuyor. Ancak gözü önünde alırsa veya şu kadar şeker alıyorum diye sayısını bildirirse, o zaman almasında mahzuru olmaz.
|
|
|
|
|
7
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Kredi çekmek ve kredi kartı kullanmak
|
: 28 Şubat 2008, 13:42:05
|
|
Sual: Banka kredisi ile ev ve araba almak caiz midir? CEVAP Ev nafakadan olduğu için, evi olmayanın kredi ile ev alması caiz olur. Zaruretsiz, araba veya ticaret için, kredi çekmek caiz olmaz.
Sual: Her türlü alış verişte, kredi kartı kullanmak caiz midir? CEVAP Kredi kartı kullanmak caizdir. Kredi kartı ile bir malı taksitle daha pahalı almak da caizdir. Kredi kartından nakit çekip faiz ödemek ise, caiz değildir. Bir de, zaruret olmadıkça, kredi kartı borcunu vaktinde ödemeyip, kalanı için ceza ödemek caiz olmaz. Bunun gibi elektrik, su faturalarını da ödemeyip ceza vermek caiz değildir. Para bulamamışsa veya unutarak geciktirmişse günah olmaz.
Sual: Zaruret yokken de, bankadan kredi çekmenin bir çıkış yolu var mı? CEVAP İki yolu vardır: 1- Alış verişte niyete değil, söze bakılır. Kredi çekerken, banka yetkilisi, alacağı faiz için, işlem ücreti derse, alınan kredi caiz olur.
2- Araba, iş yeri, makine gibi bir şey alırken, katılım bankası veya diğer herhangi bir banka, almak istenilen şeyi kendisi alıp vadeli olarak daha pahalı satarsa, mesela 100 liralık malı, 150 liraya satarsa, faiz olmaz, caiz olur.
|
|
|
|
|
8
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Zengin olmak ve iflas etmek
|
: 28 Şubat 2008, 13:41:46
|
|
Sual: Bir öğretmenin, bir avukatın, bir doktorun beş on yıl kadar bir zamanda holding sahibi olacak kadar zenginleşmeleri, daha sonra borsada bile işlem gören bu şirketlerin zarar edip iflas etmesi nasıl mümkün olur? Demek istediğim şu: Hırsızlık yapmadan zengin olunmaz ve zengin bir şirket de, bir dalavere olmadan batmaz. Bu görüşlerim gerçek değil midir? CEVAP Zengin olmak için illa diploma veya herhangi bir meslek sahibi olma şartı yoktur. Yani zengin olmak için illa ilkokul mezunu olmak veya üniversite mezunu olmak diye bir şart yoktur. Meslek olarak da öyle. Keresteci olan muhakkak zengin olur da, mermerci olan zengin olamaz diye bir kural yoktur. Türkiye�nin iki büyük zengini Koç ve Sabancılara bakın, ne tahsil yönünden, ne de meslek yönünden, emsali olup da zengin olmayanlardan farkı yoktur.
Zengin olan herkesin gayri meşru yoldan zengin olduğunu söylemek çok yanlıştır. Adam hisse senetleri ile zengin olur, işleri rast gider zengin olur. Zengin olmanın yolları çoktur. Miras kalır zengin olur, piyango çıkar zengin olur, define bulur zengin olur. Bir buluş yapar zengin olur. Olur da olur. Microsoft ve Google sahiplerinin kısa zamanda dünya çapındaki zenginliği ise herkesin malumudur. Zengin olmanın dinle de alakası yoktur.
Kazanmasını ve harcamasını yani hesabını kitabını bilerek çalışan herkes zengin olabilir, olmayabilir de. Çalmakla insan muhakkak zengin olmaz. Piyasada hırsız dolu, hemen hepsi de fakirdir. Zengin olmayı hırsızlığa bağlamak servet düşmanlığı veya başka bir art niyetin ürünüdür.
Bir diğer husus da, her şirket her zaman kâr edecek diye de bir kaide yoktur. Kâr ettiği zaman da olur, zarar ettiği zaman da. Osmanlı devleti bile dünyaya hakim iken yıkıldı. Kemal de zeval de insanlar içindir. Her şirketin iyi kötü durumları olabilir. Kâr etmesini veya zarar etmesini gayri meşruluk ile suçlamak normal bir durum değildir.
Herhangi bir Holding ve buna bağlı şirketler borsada işlem görürse, bu şu demektir: (Bu şirketlerin A' dan Z' ye kadar her şeyleri devletin bilgisi ve kontrolü dahilindedir. Gelirleri, giderleri bellidir, yani her şeyi belgelerle sabittir. Haksız kazanç sağlayan hemen belli olur, devlet ensesine yapışır.)
Bunların istisnaları olmaz mı? Elbette olur. Ama istisna kaideleri bozmaz.
|
|
|
|
|
9
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Veresiye hayvan satışı
|
: 28 Şubat 2008, 13:41:26
|
|
Sual: Şu tavuğu bana ver, üç gün sonra sana bir horoz vereyim veya şu koçu ver, sana bir hafta sonra iyi bir koyun vereyim demek, böyle bir alış veriş yapmak caiz midir? CEVAP Caiz değil, fasiddir. Çünkü hayvanı hayvana veresiye satmak fasiddir. Biri veresiye olmaz, ikisi de peşin olursa caizdir.
|
|
|
|
|
10
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Vade farkı istemek
|
: 28 Şubat 2008, 13:40:49
|
|
Sual: Alış verişte vade farkı istemek caiz mi? CEVAP Bir malı peşin ucuz, veresiye veya taksitle pahalı satmak caizdir. Vade farkı istemek ise caiz değildir. Vadeli satışla, vade farkı ayrı şeylerdir. Mesela 10 milyon liralık malı, ihsan ederek, 5 milyon liraya satmak caiz olduğu gibi, vadeli veya vadesiz olarak 15 milyon liraya satmak da caizdir. Fakat vadesi dolduktan sonra, ödenemeyen aylar için vade farkı almak caiz olmaz. Ancak müşteri borcunu verinceye kadar, paranın değeri düşse, malın satıcı tarafından satıldığı gündeki değeri istenebilir. Diyelim ki, satılan mal karşılığı olan 40 milyon lira ile o zaman bir altın lira alınabildiği halde, şimdi paranın değeri düştüğü için aynı kıymette altın alınamıyorsa, mesela bir altın 80 milyon lira olmuşsa, müşteriden bir altın veya o değerde para istemek caiz olur. Böyle yapmakla vade farkı alınmamış, satılan malın değeri istenmiş olur. Satıcı zarara uğramadığı gibi, müşteri de fazla para ödememiş olur. Bu, imam-ı Ebu Yusuf�un kavlidir. (Redd-ül Muhtar)
Sual: Birinin çok acil paraya ihtiyacı var, etrafındakilerden de borç para da bulamıyor. Bu kişi arabasını 10 milyara satarak aynı anda 12 milyara vade ile geri alıyor. Bu caiz midir? CEVAP Caiz değildir. Eğer arabayı peşin 10 milyara satar, birkaç gün sonra, 12 milyara taksitle geri alırsanız bu faiz olmaz. Ama anlaşmalı değil bu. Tam İlmihal�de şöyle bir bilgi var: Faiz günahından kurtulmak için (Iyne) yolu ile de ödünç vermek caiz olur. İbni Âbidin (Sarf) ve (Kefalet) sonunda buyuruyor ki: Iyne satışında zengin on lira değerindeki malı fakire mesela 12 liraya veresiye satar. Fakir, malı alıp, başkasına, peşin on liraya satarak, on lira almış olur. Zengine 12 lira borçlu olur. İmam-ı Ebu Yusuf�a göre caizdir.
Iyne, bir malı veresiye satıp, bunu aynı mecliste, bu müşteriden peşin ve ucuz satın almaktır. İkinci fiyat peşin olduğu için, böyle satışa, (Iyne satışı) denildi. İki fiyat, önceden kararlaştırılıp şart edilirse, sözbirliği ile haramdır. Önceden şart edilmezse, Şâfi�ide caiz olur. Müşteri, bu malı aynı mecliste, başkasına satarsa, caizdir. (Hadika, Berika)
Sual: Ben her zaman 800 milyona peşin satılan bir malı veresiye 1 milyara alıyorum. Bir arkadaş, sana 800 milyon vereyim git peşin al, oraya vereceğin 1 milyar liralık çeki, bana ver dedi. Bu caiz olur mu? CEVAP Kitaplarda diyor ki: Zengin on bin lira değerindeki malı fakire mesela 12 bin liraya veresiye satar. Fakir, malı alıp, başkasına, peşin on bin liraya satarak, on bin lira almış olur. Zengine 12 bin lira borçlu olur. Bu şekildeki satış caizdir.
Yine kitaplarda diyor ki: Zengin, bin lira ödünç isteyen fakire, bir malı 2 bin liraya veresiye satar. Sonra arkadaşı Ali'yi gönderir, Ali de kendi için o malı fakirden bin liraya peşin alır, ama parasını henüz vermeden, o malı, zengine bin liraya satar, parasını fakire vermesini söyler. Zengin de, bin lirayı fakire öder. Günü gelince fakirden iki bin lirasını ister. Böyle satışa, Resulullah efendimiz izin vermiştir. (Kadihan)
Bu ifadelere göre, o arkadaştan 800 milyonu almak için, bir tükenmez kalemi veya başka bir malı ona 800 milyona peşin satarsınız. 800 milyonu fabrikaya götürüp malınızı alırsınız. O arkadaş da, bir tükenmez kalemi veya başka bir malı size bir milyara veresiye satar. Fabrikaya vereceğiniz bir milyarlık çeki o arkadaşa verirsiniz. Günü gelince arkadaşa bir milyar ödersiniz. Böylece faizden kurtulmuş olursunuz.
Sual: Bir malın peşin fiyatı 7 milyar, on ay taksitle alırsak 10 milyardır. Bir tüccar diyor ki, ben sana 7 milyar vereyim git malı al. 12 ay taksitle bana 10 milyar ödersin diyor. Bu uygun mu? Uygun değilse nasıl yapmalı? CEVAP Bu faiz olur. 7 milyarlık malı peşin 10 veya 12 milyara alsan caiz olur. Zaruretsiz faize bulaşmamalı. Şöyle olursa faize bulaşmaz. Tüccar gidip o malı peşin alır. Veresiye size 10 milyara veya daha fazlasına satabilir. Bunun hiç mahzuru olmaz. Ayını uzatabilir, kısaltabilir. İstediği şekilde yapabilir. Parayı faizle veremez. Her işimizi dine uydurmalıyız. Dini kendimize uydurmamalıyız.
Sual: Bir malı vadeli satarken, gecikme cezası da koymak caiz olur mu? CEVAP Caiz olmaz, faiz olur. Fakat, borcun satış zamanındaki altın üzerinden değeri belirlenip de, (Vadesinde ödenmezse, alacağımızı altın üzerinden isteriz) denirse, o miktarı istemek caiz olur.
|
|
|
|
|
11
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ticari terimler
|
: 28 Şubat 2008, 13:40:29
|
|
Sual: Aşağıdaki ticari terimlerin manalarını karşılarına yazarsanız memnun olurum. CEVAP Bey = Satmak Şira = Satın almak Bey ve Şira = Alış veriş İcab-Kabul = Alıcı ve satıcıdan, razı olduğunu hangi önce söylerse buna icab, ikincisinin sözüne kabul denir.
Bayı = Satıcı Semen = Bedel, meblağ, satılan malın karşılığı, fiyatı. Mebi = Satılan mal Selem satışı = Fiyatı peşin olup, mal veresiye olan satıştır. Ayn = Kendinde bulunan mal (veya hazır, mevcut olan mal) Deyn = Kendinde bulunmayan mal (veya hazır olmayan mal)
Mütekavvim mal = Kıymetli mal. Mütekavvim mal, kullanması mubah ve mümkün olan maldır. Müslümanlar için, şarap, domuz ve Besmelesiz kesilen hayvan veya leş, denizdeki balık (Kıymetli mal) değildir. Bir buğday dânesi kıymetli ise de, mal değildir. Alış verişin sahih olması için, semenin de mebinin de mütekavvim olması lazımdır.
Bâtıl alış veriş = Aslı da sıfatı da İslamiyet�e uygun olmayan satıştır. Fasid alış veriş = Aslı İslamiyet�e uygun, fakat sıfatı uygun değildir. Sahih alış veriş = Aslı ve sıfatı İslamiyet�e uygun olan satış.
Mekruh alış veriş = Aslı ve sıfatı İslamiyet�i uygun ise de, kendisine, İslamiyet�in yasak etmiş olduğu bir şey karışmış olan satış.
Mevkuf alış veriş = Aslı ve sıfatı sahih ise de, başkasının hakkı karışan satış. Vefa ile satış = Alıcı ve satıcının, satıştan vazgeçmek hakkı bulunan satış. Karz-ı hasen = Ödünç vermek
Alış verişte muhayyerlik = Satıcı veya Müşterinin alış verişten vazgeçebilmek hakkı Misli mal = Çarşıda aynı evsafta benzeri bulunan, fiyatları aynı olan mal. Kıyemi mal = Çarşıda benzeri bulunmayan, bulunsa da fiyatları farklı olan mal.
Gaben-i fahiş = Çok aldanmak Gaben-i yesir = Az aldanmak Lukata = Yerde bulunup, sahibi belli olmayan mal.
|
|
|
|
|
12
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ticarette ihsan
|
: 28 Şubat 2008, 13:40:09
|
|
Sual: Ticarette ihsan ne demektir, nasıl olur? CEVAP Ticarette adaletle hareket eden, kendi sermayesini kurtarmış olur. Fakat kâr, ihsan edenedir. Aklı olan, ahiret kârını kaçırmaz. İhsan, emredilmeyen iyiliği yapmaktır. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İhsan edenlere Allahü teâlânın rahmeti elbette çok yakındır.) [Araf 56]
Ticarette ihsan altı türlü elde edilir: 1- Müşteri, piyasayı bilmediği için veya malı beğendiği için yahut bu mala fazla ihtiyacı olduğu için, çok kâr vermeye razı olsa bile çok kâr istememelidir! Yüksek fiyatla satıp, bir kimseyi aldatmamalıdır! Sırri-yi Sekâti hazretleri, % 5�ten ziyade kâr istemezdi. Bir kere, 60 altınlık badem içi almıştı. Badem fiyatı ansızın yükseldi. Sırri-yi Sekâti hazretleri, badem satmak için gelen dellâla dedi ki: - Bademi 63 altına sat! - Bugün bu kadar badem 90 altın ediyor. - Ben yüzde beşten fazla kâr almam. Âdetimi ve kararımı değiştirmem. - Ben de bir dellâl olarak, senin malını, rayiçten aşağı fiyatla satmam. - Ben de salih bir satıcı olarak yüksek fiyatla satılmasına asla razı olmam. İşte ihsan böyle olur.
Din büyüklerinden Muhammed bin Münkedir hazretleri, çeşitli kumaş satardı. Kimisinin metresi beş altın, kimisinin, on altın idi. Bir gün, kendisi yok iken, çırağı, bir köylüye, beş altınlık kumaşı, on altına satmış. Kendi gelip, haber alınca, akşama kadar köylüyü aradı. Köylüyü bulunca, (Bu kumaş beş altından fazla etmez) dedi. Köylü, (Ben bunu, seve seve aldım) deyince, (Ben kendime uygun görmediğimi din kardeşime de uygun görmem. Ya satıştan vazgeç, ya beş altını geri al, yahut gel, on altınlık kumaştan vereyim) buyurdu. Köylü beş altını geri aldı. Köylü, (Bu mert zat kim?) diye sorunca, (Muhammed bin Münkedir) dediler. Bu ismi duyunca, (Sübhânallah! Bu, öyle kimsedir ki, çölde susuz kalınca yağmur duasına çıkıp, onun adını söylediğimiz zaman rahmet yağar) dedi.
Büyüklerimiz az kârla, çok iş yapar, bunu daha bereketli bulurlardı. Hazret-i Ali, Kufe şehri çarşısında dolaşarak, (Az kârı red etmeyiniz! Çok kârdan mahrum kalırsınız!) buyururdu. Eshab-ı kiramın büyüklerinden Abdurrahman bin Avf�a, o büyük serveti nasıl kazandın? dediler. Çok az kâra da razı oldum. Hiçbir müşteriyi boş çevirmedim. Hatta bir gün, bin deveyi sermayesine satmıştım. Yalnız dizlerindeki ipleri kâr kalmıştı. Her ip, bir dirhem gümüş değerinde idi. O gün develerin yem parasını ben vermiştim. Kazancım ise, bin dirhem olmuştu, buyurdu.
Alış-verişte malın kusurunu gizlemek zulümdür. İtimat edene hile yapmak daha çirkindir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Satıcıya itimat eden müşteriden fazla para almak haramdır.) [Taberani]
2- Fakirin malını fazla para ile almalıdır! Mesela dul kadınların eğirdiği ipliğine, çocukların sattığı meyvelere çok para vermelidir! Bu suretle çalışanlara yardım etmek, sadaka vermekten daha sevaptır. Böyle yapan Peygamber efendimizin duasına mazhar olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Alış-verişte kolaylık gösterene Allahü teâlâ merhamet eylesin!) [İ. Gazali]
Zenginden mal alırken aldanmak sevap değildir. Malı zâyi etmektir. Pazarlık edip ucuza almalıdır! Hazret-i Hasan ve Hüseyin, her aldıklarında pazarlık eder, ucuz almaya uğraşırlardı. Kendilerine, (Bir günde binlerle dirhem sadaka veriyorsunuz da, bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz?) dediklerinde, (Verdiklerimizi Allah rızası için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır. Fakat, alış verişte aldanmak, aklın ve malın noksan olmasıdır) buyururlardı.
3- Biraz ucuza satmalıdır. İhsanın en kıymetlisi fakirlere, peşin sattığı fiyatla veresiye vermektir. Parası, malı olmayanın borcunu uzatmak, zaten vaciptir. İhsan değil, adalet ve vazifedir. Fakat, malı olup da, ziyan ile satmadıkça veya muhtaç olduğu bir şeyi satmadıkça, ödeyemiyecek bir halde olanların ödemesine zaman vermek ihsandır ve büyük sadakadır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamette günahı çok bir kimseyi hesaba çekip derler ki: - Sen dünyada hiç iyilik yapmadın mı? - Hayır, yalnız çırağıma, (Fakir olan borçluları sıkıştırma! Ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle! İstediklerini yine ver, boş çevirme) derdim. Allahü teâlâ, (Ey kulum, bugün sen fakir, muhtaçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün ben de sana acırım) buyurup o kulu affeder.) [Müslim]
Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir Müslümana, Allah rızası için ödünç veren kimseye, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden, alacağını çabuk istemeyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevap verilir.) [Hakim]
Büyüklerimizden öyle kimseler vardı ki, borcun getirilmesini arzu etmezdi. Her gün, o malı sadaka vermiş gibi sevap kazanmayı tercih ederlerdi. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Sadaka için on sevap, ödünç için ise onsekiz sevap vardır. Çünkü, borç, ihtiyacı olana verilir. Sadaka belki, ihtiyacı olmayanın eline düşebilir.) [Taberani]
4- Borç ödemekte ihsan, istemeye vakit bırakmadan, önce vermektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ödünç alan, iyice ödemeyi niyet ederse, borcunu ödemesi için, melekler dua eder.) [İ.Ahmed] Malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktiren zalim olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, her an, lanet altında bulunur. Borç ödememek öyle bir günahtır ki, uykuda bile durmadan yazılır.
5- Alış veriş ettiği kimse pişman olursa, yapılan satıştan vazgeçmelidir! Çünkü çok sevaptır ve ihsan etmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, [karşısındaki pişman olunca] alış verişi fesheder, malı geri alırsa, Hak teâlâ onun günahlarını affeder.) [Hakim]
6- Fakirlere veresiye verip, parası olmayandan, istememelidir! Fakirler için defter tutmayan, getirenden alıp getirmeyenden istemeyen eski salih esnaflar gibi olmaya çalışmalıdır!
|
|
|
|
|
13
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ticarette günahtan kaçmak
|
: 28 Şubat 2008, 13:39:50
|
|
Sual: Ticaretle iştigal ediyoruz. Harama düşmemek için nelere dikkat etmemiz gerekir? CEVAP İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Her sanat ve her ticarette hile yapmamak farzdır. Müşteriye herhangi bir şekilde zarar vermemelidir! Zarar veren her iş, zulüm olur. Zulüm ise haramdır. Her müslüman, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi, kâfirlere de yapmamalıdır!
Başlıca dört şey yapmamak lazımdır:
1- Satılan malı, aşırı övmemelidir! Çünkü, hem yalan söylemiş, hem aldatmış, hem de zulmetmiş olur. Hatta, doğru olarak da, müşterinin bildiği şeyi söylememelidir! Çünkü, bu da faydasız söz olur. Kıyamette her sözden sual olunacaktır. Yemin ile satmaya gelince, yalan yere yemin etmek haramdır. Yani büyük günahtır. Doğru yemin ederse, az bir şey için Allahü teâlânın ismini söylemek saygısızlık olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Alış veriş yaparken, vallahi böyledir, billahi öyle değildir diye yemin eden kimseye ve �bugün git, yarın gel� diyerek sözünde durmayan sanatkâra yazıklar olsun!) [Deylemi]
(Malını yemin ederek beğendirmeye çalışan kimseye kıyamette merhamet edilmez.) [İ.Gazali]
(Esnafın, pazarcının çoğu facirdir! Çünkü, çok yemin ederek, yalan söyleyerek günaha girerler. Alış verişleri de helal olmaz.) [Hakim]
(Bir esnaf, verdiği sözde durur, alacaklısını sıkıştırmaz, malını fazla övmez ve yalan söylemez ise, kazancı ona mübarek olur.) [Deylemi]
2- Malın kusurunu gizlememelidir! Malın aybını, kusurunu müşteriden gizlememeli, hepsini, olduğu gibi göstermelidir! Kusuru gizlemek, hıyanettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Satılan bir şeyin kusurunu gizlemek helal değildir. O kusuru bilip söylememek de, kimseye helal olmaz.) [Hakim]
Malın iyi tarafını göstermek, kötü tarafını gizlemek zulüm, hile olur. Resulullah efendimiz, buğday satan bir köylünün buğdayına, mübarek parmaklarını sokup, yaş olduğunu görünce, sebebini sordu. Köylü, yağmurun ıslattığını söyleyince, buyurdu ki: (Niçin ıslak yerini saklayıp göstermiyorsun? Hile eden bizden değildir.) [Müslim]
Şunu bilmeli ki, hile ile rızk artmaz, aksine malın bereketi gider. Hile ile azar azar biriktirilen şeyler, ansızın gelen bir felaketle, birdenbire giderek geride yalnız günahları kalır. Bir sütçü, süte su katardı. Bir gün, ansızın sel gelip, ineği boğdu. Adam şaşkın bir halde iken, çocuğu, �Süte kattığımız sular birikerek, gelip ineği götürdü� dedi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ticarete hıyanet karışınca, bereket gider.) [Müslim]
Bereket demek, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmayan, çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde, malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (La ilahe illallah diyen, dünyayı dinden üstün tutmadıkça, Allahü teâlânın gadabından, azabından kurtulur. Dini bırakıp, dünyaya sarılırsa, kelime-i tevhidi söyleyince, Allahü teâlâ, yalan söylüyorsun buyurur.) [Beyheki]
3- Ölçüde, tartıda hile yapmamalıdır! Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Verirken noksan, alırken fazla ölçene acı azaplar yapacağım.) [Mutaffifin 1]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Alış veriş ettiğin zaman de ki: "Dinimizde aldatma yoktur.") [Buhari]
(Muamelesinde hilekârlık eden bizden değildir.) [Buhari]
(Malının kusurunu gizleyene Allahü teâlâ gazap eder, melekler de lanet eder.) [İ Mace]
(Ölçü ve tartıda hile yapılınca, mahsullerde noksanlık baş gösterir.) [Taberânî]
Büyüklerimiz, her aldıklarını biraz noksan, verdiklerini de, biraz fazla ölçüp, (Bu az fark, Cehennem ile aramızda perdedir. Cenneti, birkaç liraya satanlar ve birkaç lira için, Cehennem azabını hak edenler, ne kadar ahmaktır) derlerdi. Malın iyisi ile kötüsünü karıştırıp, hepsini iyi diye satmak haramdır.
4- Satış fiyatında hile yapmamalıdır! Peygamber efendimiz, (Müslümanların, şehre mal getiren köylüleri karşılayıp piyasa fiyatını gizleyerek, ucuz satın almalarını) yasakladı. (Müslim)
Piyasayı bilmeyenlere yüksek fiyatla mal satmak da haramdır. Hatta, acemi olup, ucuz satan veya pahalı alanlar ile alış veriş etmemelidir! Piyasadaki fiyatı bunlardan gizlemek günahtır. Müşteriye doğru söylemeli, hile yapmamalıdır! Malda bir arıza oldu ise, haber vermelidir! Malı, akraba veya ahbabından, ona yardım olsun diye yüksek fiyatla aldı ise, müşterisine bunu söyleyerek, doğru değerini bildirmelidir! Mesela, on lira etmeyen malı, on milyona aldı ise, o malı satarken, on milyona aldığını söylememelidir! Ucuz aldığı bir malın fiyatı yükselip pahalı satıyor ise, aldığı fiyatı söylemelidir! Hıyanet yapmaktan kurtulmak için, herkes, kendine yapılmasını istemediği şeyleri, başkalarına yapmamalıdır! Çünkü, herkes, dikkat ile, pazarlıkla uğraşarak, tam değerini verip aldığını sanır. O halde, aldatarak satmak, hıyanet ve dolandırıcılık olur.
Sual: Hacizli ve birkaç yıllık vergi borcu olan bir arabam vardı. Bir arkadaşa sattım. Satarken, (Benim arabamın hacizi macizi var. Bütün borçları ile al) dedim. (Aldım) dedi. Sonra vergi borçlarının olduğunu öğrenince, (Bana, vergi borcu da olduğunu söylemedin. Söylemediğin borçları ödemem) dedi. Halbuki ben ona bütün borçları ile satmıştım. Hacizi macizi var demiştim. Vergi borçları macizin içinde idi. Vergi borçlarını da ödemesi gerekmez mi? CEVAP Hayır ödemesi gerekmez. Çünkü, Müslümanlıkta aldanmak ve aldatmak yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Satılan malın kusurunu gizlemek ve söylememek helal değildir.) [Hakim]
(Alıcı ile satıcı birbirine doğru söyleyip, nasihat edince, kazançları bereketli olur, malın kusurunu gizleyip, yalan söyledikleri zaman bu bereket kalkar.) [Buhari]
Hacizi macizi ile arabayı almak ve satmak caizdir. Ancak hacizi ne kadar, macizi ne kadar belli olması lazım. Peşin mi taksitli, ne kadar para verilecek bunlar bilinmeden alış veriş sahih olmaz.
Sual: (Saniye şaşmaz) diye saat satıyorum. Kimi beş saniye geri kalıyor veya ileri gidiyor. Alıcı, geri getirince satışı bozmak caiz mi? CEVAP Saniye şaşmaz demek, muhayyer demektir. Gelen saatleri geri almak lazım. Doğru olmayan sözü de söylememek gerekir.
Sual: İmal ettiğimiz malların bazılarında iyi, bazılarında kötü malzeme kullanıyoruz. Hepsini aynı fiyattan satıyoruz. Günah oluyor mu? CEVAP Çürük iş yapmak ve yapılan bu hileyi gizlemek haramdır
|
|
|
|
|
14
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ticarette dinini kayırmak
|
: 28 Şubat 2008, 13:39:24
|
|
Sual: Ticarette dinini kayırmak nasıl olur? CEVAP Ticareti, ahiret kazancına mani olan kimse bedbahttır. İnsanın sermayesi, dini ve ahiretidir. Bu sermayeyi kaptırmamak için şunlara dikkat etmelidir:
1- Niyetin önemi büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ameller niyete göre, iyi veya kötü olur.) [Buhari]
Taat ve mubahlara niyete göre sevap verilir. Her mubah, iyi niyetle yapılınca sevap, kötü niyetle yapılınca günah olur. Bir kimse, İslam�ın vakarını korumak niyetiyle şık giyinirse sevap kazanır. Gösteriş için şık giyinirse günah olur. Çünkü Allahü teâlâ, bir kimsenin yeni elbisesine bakarak sevap vermez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, sizin şeklinize, malınıza bakmaz, kalblerinize, amellerinizi ne niyetle yaptığınıza bakar.) [İbni Mace]
Her sabah şöyle niyet etmelidir: (Kendimin ve çoluk çocuğumun rızkını kazanmak, onları kimseye muhtaç bırakmamak, Allahü teâlâya rahat ibadet edebilmek, ahiret yolunda yürüyebilmek için, vazifeme gidiyorum.)
O gün müslümanlara iyilik etmeyi düşünmelidir! Böyle niyet eden kimse, vazifesini yaptığı kadar, hep sevap kazanır. Onun her işi, ibadet olur.
2- Her müslüman iyi bilsin ki, İslamiyet�in faydalı olarak bildirdiği her sanat, farz-ı kifayedir. Bunu düşünerek, bir sanata yapışmak, ibadet etmek olur. Bilhassa harp vasıtalarını en modern, en ileri şekilde yapmaya çalışmak farzdır. Bu vasıtaları yapabilmek için, gerekli ilimleri, bu niyet ile okumak ibadet olur. Namaz kılan insanın bu niyet ile, her işi ibadet olur. Namaz kılmayanın her hareketi de günah olur. O halde, her müslüman, namazını kılmalı, sonra farz olduğunu düşünerek, vazifesini yapmalı! İş görürken niyetin doğru olmasına alamet, insanlara faydalı olan bir meslek seçmektir. Yani, öyle bir iş görmeli ki, eğer o iş olmasa, müslümanlar sıkıntı çekerdi. O halde, keyf, oyun ve benzerlerine, sanat dense de ve haram işleyenlere sanatçı ismi verilse de, bunları yapmak ibadet olmaz.
3- Dünya işleri, ahiret için çalışmaya mani olmamalı! Kur�an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Mallarınız ve çocuklarınız, Allah�ı hatırlamanıza mani olmasın!) [Münâfikun 9]
İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah-akşam değişir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Melekler insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar.) [Ebu Ya�la]
Bunun için sabah kalkınca ve gece yatarken iyi işler yapmalıdır.
4- Çarşıda, işte Allahü teâlâyı zikretmeli, her an Onu hatırlamalıdır! Dili ve kalbi boş kalmamalıdır! İyi bilmelidir ki, o anda kaçırdığını, bütün dünyayı verse, bir daha eline geçiremez. Gafiller arasındaki hatırlamanın sevabı çok olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gafiller arasında Allahü teâlâyı zikreden, kuru ağaçlar arasında bulunan yeşil fidana, ölüler arasındaki canlı olana ve harbde kaçanlar arasında, aslan gibi savaşana benzer.) [İ.Gazali]
Dinine, ibadetine yardım niyeti ile dünyaya çalışanlara, çok sevap verilir. Yalnız para kazanıp, dünya malı toplamak için çalışanlar, sevaptan mahrum kalır. Hatta bunlar, camide, namazda iken de, kalbleri dükkanın hesabındadır. Fikirleri dağınıktır.
5- Dünya işlerine çok düşkün olmamalıdır! Mesela, çarşıya herkesten önce gidip, herkesten sonra çıkmamalıdır! Şeytan, böyle erken gidip, geç dönen müslümanı daha çok günaha sokmaya çalışır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Tüccarın en kötüsü, işine erken gidip, geç dönendir.) [Ebu Nuaym]
Sabah namazı kılmadan ve kitap okuyup birkaç şey öğrenmeden işe gitmemeyi âdet edinmelidir! İhtiyacı kadar dünyalık kazanınca, ahireti kazanmakla meşgul olmalıdır! Çünkü, ahiret hayatı sonsuzdur.
6- Şüpheli şeylerden kaçınmalıdır! Zalimlerle, hile, hıyanet edenlerle, yemin ile satanlarla, dükkanında haram şey satanlarla alış veriş etmemelidir! Zalimlere, fasıklara veresiye satmamalıdır! Çünkü, öldükleri zaman onlar için üzülür. Halbuki, zalimler [yani İslamiyet�e eli ile, dili ile, kalemi ile zarar yapanlar] ölünce üzülmek günahtır. Onlara yardım etmek caiz değildir.
7- Alış-veriş yaptığı kimse ile olan sözlerini, hareketlerini, aldığını, verdiğini iyi ve doğru hesap etmelidir! Kıyamette, bunların hepsinden hesap vereceğini bilmelidir! Büyüklerden biri, bir bakkalı rüyada görüp, (Ne haldesin?) dedi. Bakkal, (Önüme ellibin sayfa kondu. Ellibin kişi ile alış veriş yapmışım. Baktım, her sayfada bir kimse ile olan muamelemin inceden inceye yazılmış olduğunu gördüm) dedi. Hile yapan, hak yiyen, ahirette cezasını çekecektir.
Bu zamanda, yukarıda yazılanların hepsini kim yapabilir diyerek yese düşmek doğru değildir. Ne kadar yapılabilirse çok kâr olur. Ahiretin dünyadan daha iyi olduğuna inanan kimse, bunların hepsini de yapabilir. Bunların hepsini gözetmek, yapsa yapsa, insanı fakir yapar. Sonsuz saadete, ebedi rahatlığa sebep olacak, birkaç senelik fakirliğe elbette katlanılır. Nitekim birçok kimse, birkaç şey kazanmak için, fırtınalı, karlı havalarda, sıkıntılı yolculuklara, bir rütbeye, dereceye yükselmek için de nice mahrumiyetlere katlanıyor. Halbuki, ölüm gelince, bütün kazançları elden çıkmakta, boşuna didinmiş olmaktadırlar. (K.Saadet)
|
|
|
|
|
15
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Tazminat almak
|
: 28 Şubat 2008, 13:38:56
|
|
Sual: İki yaşındaki oğlum kaldırımda oynar iken, bir arabanın çarpması sonucu öldü. Kan parası veya tazminat denilen parayı almam caiz mi? Bir de kan parası haricinde kaza yapan aracın sigortası, otomatik olarak kaza mağduruna yani bize para ödüyor. Bu sonuca göre sigorta bize belli bir miktar para ödeyecek. Sigortanın verdiği bu parayı da almak caiz mi? CEVAP Sadece ölen değil, araba çarparak sakat kalan da tazminat alır. S. Ebediyye�de diyor ki: Yanlışlıkla adam öldürmek, mesela, yüksekten üstüne düşerek veya uyuyan kimsenin yuvarlanarak bir kimseyi öldürmesi böyledir. Bunun cezası da kefaret ve diyettir. Bindiği atın insanı çiğneyerek öldürmesi, [motorlu vasıtaların çiğnemesi] de böyledir.
Bugün diyet yerine tazminat gibi isimler altında para veriyorlar. Bunu almakta hiç mahzur yoktur. Sigortanın verdiğini de almakta mahzur yoktur.
Sual: Arabama çarpandan tamir masrafını aldım. İşimden kaldığım günlerin ücretini de tazmin ettirmem caiz mi? CEVAP Hayır.
|
|
|
|
|
16
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Şartlı satış ve hediye
|
: 28 Şubat 2008, 13:38:35
|
|
Sual: Bir kuzu alıp kesecektim. Satıcı, �Bu kuzuyu çocuklarınla yemek üzere sana ucuza veririm veya hediye ederim. Bana da sevap olur� dedi. Kuzuyu arkadaşlarımla yesem veya satsam mahzuru olur mu? CEVAP Hayır mahzuru olmaz. Çünkü kesmek şartı ile hayvan satın almak sahihtir, şart ise geçersizdir. Hediye de aynıdır. Hediyesi geçerlidir, şartı geçersizdir.
Sual: Bir arkadaş, yanında küçük bir kuzusu olan koyunu gösterip, �Sana bu koyunu hediye ediyorum, yavrusunu büyüyünce bana verirsin� diyor. Kuzuyu büyüyünce o arkadaşa vermem gerekir mi? CEVAP Kitaplarda, (Yavrusu benim olmak şartı ile bu hayvanı sana hediye ederim) demenin caiz olduğu, yavrusunu da hediye etmiş olacağı bildiriliyor. Bu bakımdan kuzuyu o arkadaşa vermek gerekmez.
Sual: Evleneceğim kıza, �Ben mehir veremem. Eğer mehir istemezsen, seninle evlenirim� dedim. Kız da kabul etti. Yapacağımız nikah sahih olur mu? CEVAP Evet nikah sahih olur. Fakat mehri misil vermeniz gerekir. Yani sizin oralarda ne kadar mehir veriliyorsa aynısını vermeniz gerekir.
|
|
|
|
|
17
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Şarapçıya üzüm satmak
|
: 28 Şubat 2008, 13:38:14
|
|
Sual: İslamiyet ile idare edilmeyen bir ülkede yaşıyorum. Kilise tamir etmek, şarap fabrikasına üzüm satmak caiz olur mu? Yahut şarap fabrikasına üzüm taşımam caiz midir? Bazı hocalara sordum, kesinlikle haramdır diyorlar. CEVAP Dürr-ül-muhtar kitabında diyor ki: Üzüm şırasını şarap yaptığı bilinen bir kimseye satmak caizdir. Çünkü günah şıranın kendisinde değildir. [Şıradan pekmez de, sirke de yapılabilir.], Şıra [şarap yapılarak] değişikliğe uğratıldıktan sonra alınıp satılması günah olur.
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Şarap yapan Müslümana üzüm satmak caizdir. (K. Saadet)
İbni Âbidin hazretleri bâgîleri, âsîleri anlatırken buyuruyor ki: Fitne yapanlara, âsîlere silah satmak, tahrimen mekruhtur. Fakat, silah yapmaya yarayan eşyayı, mesela demir satmak mekruh değildir. Yani, günah yapmakta kullanılan şeyin kendini satmak, tahrimen mekruh olur. Bu şeyi hazırlamaya yarayan maddeleri satmak ise, tenzihen mekruh olur. Çalgıları satmak da tahrimen mekruh olup, çalgı yapılan tahtayı, çalgıcıya satmak, tenzihen mekruh olur. Şarkıcı cariyeyi, dövüş horozunu da, fasıklara satmak tenzihen mekruhtur. Çünkü, cariye, hizmetçi olarak satılır. Şarkı için satılmaz. Şarap yapana üzüm satmak da tenzihen mekruhtur. Çünkü, kendileri haram işlemekte kullanılmaz. Haram olan şeyin hazırlanmasında kullanılır. Bunları, helal olan yere satamayan kimsenin, tenzihen mekruh olan yere satması caizdir. (Redd-ül-muhtar)
İslami ülkede caiz olunca, gayri İslami ülkede ise caiz olduğunda hiç şüphe kalmaz. Şarap fabrikasına üzüm, bira fabrikasına arpa taşımak da bunun gibi caizdir.
Kilise tamirinde çalışmak mekruh değildir. Çünkü, bu işin kendisi günah değildir. (Bezzaziyye)
Yine İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Ücret ile kâfirin şarabını taşımak, kilise tamir etmek ve Hıristiyana zünnar gibi küfür alametlerini satmak İmam-ı a�zama göre caizdir. (Redd-ül muhtar 5/251)
Dini konularda bilmeden konuşmanın vebali, fetva nakletmenin mesuliyeti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe [girmeye] en cüretli olanınızdır.) [Darimi]
(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lâl, İbni Asakir]
Sual: Bir hadiste, (Allah, içki içene, içirene, alıp satana, yapana, taşıyana ve parasını yiyene lanet etti) dendiğine göre, şarap fabrikasına üzüm, bira fabrikasına arpa veya rakı fabrikasına anason satmak caiz midir? CEVAP İçkinin kendisi haram olduğu için bunu alıp satmak, saklamak, taşımak caiz değildir. İçki fabrikasına üzüm, arpa, anason satmak veya taşımak caizdir. Çünkü bunların kendileri haram değildir
|
|
|
|
|
18
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Sözleşmeye uymak
|
: 28 Şubat 2008, 13:37:51
|
|
Sual: Yapılan bir sözleşme, bilinmeyen bir sebeple aleyhimize dönse, o sözleşmeyi tek taraflı olarak bozmamızda, yani caymamızda bir sakınca var mıdır? CEVAP Hiç kimse, tek taraflı olarak sözleşmeyi bozamaz. (Aleyhime oldu, ben de bozdum) demek geçersizdir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, sözleşmelerinize uyunuz!) [Maide 1]
(Allah, sözleşmeleri bozmaktan sakınanları sever.) [Tevbe 7]
Irzlarını koruyanlar, emanetlerine ve sözleşmelerine riayet edenler, doğru şahitlik yapanlar, namazlarını kılanlar, Cennetle ikram olunacak kimselerdir. (Mearic 29-35) Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Sözünde durmamak münafıklık alametidir.) [İbni Neccar]
Sual: Boyacılık yapıyorum. Bir müşterim, (Oğlum da, aynı boyadan, benden habersiz olarak başka birisinden almış) diyerek sattığım boyaları geri getirdi. Bunları almaya mecbur muyum? CEVAP Sattığınız malı geri almaya mecbur değilsiniz. Ancak ihsan ederek, malları geri almak çok iyi olur. Kur'an-ı kerimde, (İhsan [iyilik] edenlere, rahmetim elbette çok yakındır) buyuruldu. (Araf 56)
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Müşteri pişman olursa, yapılan satışı bozmak iyi olur. Çünkü Resulullah, (Müşteri pişman olunca, satıcı da kabul edip sözleşmeyi bozarsa, Allahü teâlâ, onun günahlarını affeder) buyurdu. (K. Saadet)
Sual: Müteahhitle üç yıl sonra evi teslim etmesi için anlaştık. Geciken her gün için bir miktar gecikme tazminatı almak üzere sözleşme yapmam caiz mi? CEVAP Evet caizdir.
|
|
|
|
|
19
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Sigorta
|
: 28 Şubat 2008, 13:37:31
|
|
Sual: Dinimizde, idare şekillerine göre değişen hükümler var mıdır? Mesela sigorta caiz midir? CEVAP İbadetler, zamana göre, örf ve âdetlere göre, idare şekline göre değişmez. Fakat alış veriş kaidelerinden zamana göre, örf ve âdetlere göre, idare şekline göre değişenler olabilir.
Hanefi�ye göre, İslami sistemde yasak ettiği fasid alış verişler, gayrı islami sistemde ihtiyaç halinde ve müslümanın lehine olan yerlerde caiz olur. Müslüman kârlı çıkacaksa, bu fasid alış verişleri yapabilir. Zarara uğrayacaksa, sıkıntı yoksa yapmaması gerekir.
İslami idarenin olmadığı hicretten önceki Mekke devrinde bunun örnekleri vardır. Bahse girmek haram iken, Resulullah efendimizin emri ile, yüz deveye bahse girilip, develerin bahse giren kişiden alındığını daha önceki bir yazımızda [aşağıda] bildirmiştik. Sigorta fasid bir akiddir. İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde fasid akidlerin caiz olduğuna, birçok fıkıh kitabından örnekler vermiştik.
Bugün için sigorta bir nevi yardımlaşmadır. Bir kimseye gelen tehlikeyi, birçok kimsenin paylaşmasını temin etmektedir. Sigortacı bu yardımlaşmaya kefil olmaktadır. Sigortalı ve sigortacı, yapılan sözleşmeye göre alacakları ve verecekleri paradan emindirler.
Sigorta görevi yapanlar İslami idarelerde sigortaya ihtiyaç yoktur. İslami sistemde sigortanın görevini yapan kuruluşlar vardır. Zekat, uşur, vakıflar, beyt-ül-mal bunlardan birkaçıdır.
İslami sistemde zekat, fakirlerin hayatını, ihtiyaçlarını, toplumun üzerine alması, garanti etmesi demektir. Bir şehrin bir köşesinde, bir müslüman, açlıktan ölse, şehirdeki zenginlerden birinin, az bir zekat borcu kalsa, onun katili sayılır.
Zekat, müslümanlar arasında, sigorta teşkilatıdır. İslamiyet (beyt-ül-mal) denilen sigortayı, şahısların, açık gözlülerin, kendi menfaatlerini düşünenlerin eline bırakmamış, devletin emrine vermiştir. Bu sigorta, başka sigortalara benzemez. Fakirlerden para istemez, zenginlerden alır. Zekat veren zenginlerin dünyada malı artar. Ahirette de, bol sevap verilir. İslam sigortası, her fakire yardım eder. Bir aile reisi ölünce, fakir ailesine maaş bağlayıp, herkesi mutlu eder. İşte İslamiyet, zekat ile, böyle sosyal bir sigorta kurmuştur.
İslami sistemde, müslüman olsun gayrı müslim olsun bir kimse çalışamayacak yaşa gelince veya başına bir iş geldiğinde, devlet, yakınlık derecesine göre akrabalarını, buna bakmaya zorlar. Öncelikle babası bakmak zorundadır. Babası yoksa veya fakirse, zengin olan yakın akrabaları bakar. Hiçbir yakın akrabası yoksa, devlet bunu kendi himayesine alır. Ona beyt-ül-maldan maaş bağlar. Kısacası, bu sistemde hiç kimse ortada, sokakta kalmaz. Her türlü şartlarda kişi çaresiz, perişan kalmaz. Bugün hayat sigortaları kısmen de olsa bu hizmeti üzerlerine almışlardır. Sağlığı yerinde iken, maddi durumu elverişli iken sigortaya girip prim ödeyen kimse, başına bir iş geldiğinde mağdur durumda olduğunda, bu müesseseler yardımına koşmaktadır.
Zamanımızda bir müslümanın, bilhassa müslüman bir kadının başına bir iş geldiğinde iş bulması, bulsa bile, bu işin inancına uygun olması çok zordur. Hayatın binbir türlü hâli vardır. Geçmişte bunun çok ibretli örnekleri vardır.
Tedbir ve tevekkül Zamanımızda da görüyoruz, nice zenginler, yaşlanınca, muhtaç hâle geliyorlar. İntihara bile teşebbüs ediyorlar. Bunun için herkesin mutlaka sosyal bir güvencesi olması gerekir. Hatta durumu müsait olanların birden fazla sosyal dayanışma müessesesine girmeleri ilerisi için bir güvencedir, bir tedbirdir. Mevcut sistem bunu gerektiriyor. Hiç kimse kendini sistemin dışında kabul edemez. Yani, (Ben dünyada değil, uzayda yaşıyorum) diyemez. Her sistemin kuralları tam olarak ancak kendi sistemi içinde uygulanabilir. Bir sistemde diğer sistemin kuralları zorlanırsa sıkıntı doğurur.
Bunun için İslamiyet, kendi sistemi uygulanmayan yerlerdeki müslümanların sıkıntıya düşmemesi için bazı kolaylıklar getirmiştir. Mesela, islami sistemde yasak olan bazı alış verişler, İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde yasak değildir.
Tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Sebeplere yapıştıktan sonra tevekkül edilir. Devesini dışarı bırakıp tevekkül ettiğini söyleyen birisine, Peygamber efendimiz, (Deveni bağla, ondan sonra Allah�a tevekkül et) buyurdu. (Tirmizi)
Tabii ki sigortaya girmekle kaza kader değişmez. Fakat biz kaza kaderimizi, başımıza gelecekleri bilmediğimiz için, bizimki sadece tedbir almaktır. Tedbir almak, sebeplere yapışmak da dinimizin emridir. (Redd-ül Muhtar, Dürer, Kuduri, Mebsut)
Sual: Almanya�dan yazıyorum. Burada piyango tertiplemek, sigorta acentası veya banka reklamı yapmak caiz midir? CEVAP Caizdir. Rum suresi, nübüvvetin 5. yılında, Roma-Fars savaşı esnasında nazil olmuştur. O zaman, Husrev, Fars; Herakl da, Roma hükümdarı idi. Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu, Romalıların elindeydi.
Farslılar, Suriye ve Anadoluya taarruz edip, Roma ordularını müthiş bir hezimete uğratmışlar, bütün mabedleri tahrip etmişlerdi. Fars orduları, Anadoluyu istila edip Boğaziçine kadar gelmişlerdi. Yirmi bin yahudi, altmış bin hıristiyan kılıçtan geçirilmişti. Doğu Roma diye bir şey kalmamış gibiydi.
Roma�da iç isyanlar başlamış, orduları dağılmış ve hazinesi boşalmıştı. Farsın kumandanları, zafer sarhoşluğu ile Romalılara barış teklif etmişlerdi.
Roma İmparatoru, Farsın istediği her şeyi verecekti. Bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at ve bin kadın ilk verilecek şeyler arasında idi.
Herakl, şeref ve itibar kırıcı bütün bu şartları kabul etmek zorunda kalmış ve bu esaslar dahilinde barışı imzalayacak delegelerini Husreve göndermişti. Fakat Husrev, bunu da kâfi görmeyerek, (Bizzat İmparator, zincirler içinde karşıma gelmeli, ateşe ve güneşe tapmalıdır) demişti.
Müşrikler sevindi Doğu Roma, kitap ehli, hıristiyandı. Fars ise mecusi, müşrik idi. Harbin neticesi müslümanları üzmüş, Mekke müşriklerini de, pek sevindirmişti. Müşrikler, müslümanlara, (Bir savaş çıksa, sizin de akıbetiniz, hıristiyanlar gibi olur) demişlerdi.
Bu olaylar esnasında, hiç kimse, savaş gücünü kaybeden Romanın yeniden güçleneceğine ihtimal bile veremiyordu. Rum suresinde, (Rumlar, en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir) buyuruldu. Ama müşriklere göre bu, inanılacak şey değildi. Halbuki Allahü teâlânın vaadi mutlaka gerçekleşecekti.
Hazret-i Ebu Bekir, sure-i celilenin inişinden sonra, müşriklere, (Sevinmeyin, birkaç yıl sonra Roma, Farsa galip gelecektir) demişti. Müşrikler, (Bu birkaç yıl ne kadar?) diye sordular. (3 yıl) diye cevap verdi. Übeyy ibni Halef, (Yalan) diyerek, on deveye Hazret-i Ebu Bekir ile bahse girdi.
Hazret-i Ebu Bekir, durumu Resul-i ekreme haber verdi. Peygamber efendimiz, (Birkaç yıl, 3-9 yıl arası demektir. Deve sayısını çoğalt ve müddeti de uzat) buyurdu.
Hazret-i Ebu Bekir, Übeyyi arayıp buldu. Übeyy, (Ne o, pişman mı oldun?) dedi. Hazret-i Ebu Bekir, (Bahsi artır. Yüz deve ve 9 yıl olsun) dedi. Übeyy, durumdan çok emindi. Romanın yeneceğine ihtimal vermediği için, (Peki) dedi.
Dokuz yıl sonra, Bedir�de Müslümanlar, müşriklere Allahü teâlânın yardımı ile galip geldikleri sırada, Roma da, Farsa galip gelmiş, Hazret-i Ebu Bekir bahsi kazanmıştı.
Übeyy, Uhudda yaralanıp, dönüşte öldüğünden, Hazret-i Ebu Bekir, develeri Übeyyin vârislerinden aldı. Bu durum müşrikleri çok düşündürdü. İçlerinden bir çoğu, müslümanlığı kabul etti. Böylece Kur'an-ı kerimin bir mucizesi daha meydana çıktı. (Medarik, Tibyan)
Mekke, o zaman İslam ülkesi olmadığı ve Hazret-i Ebu Bekir�in kazanması garanti olduğu için, bu bahis caiz görülmüştü. Bunun için İmam-ı a'zam ile İmam-ı Muhammed�e göre, riba ve kumar gibi şeylere ait fasid akidler, dar-ül-harbde, müslüman ile gayri müslim arasında caizdir. (Mülteka)
Dar-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmenin caiz olduğunu gösteren bir misal daha verelim: Meşhur bir pehlivan olan Rükâne, koyunlarının üçte birini bahse koyarak Peygamber efendimize güreş teklifinde bulundu. Resulullah efendimiz, defalarca Rükâne�yi yenip koyunların tamamını aldı. Sonra da ihsan ederek hepsini geri verdi. Rükâne müslüman oldu. (Mebsut, Mevahib-i ledünniyye, Şevahid-ün-nübüvve)
Sigortacı ile Dâr-ül-harpte sözleşme yapmak ve vereceği paraları almak helal olur. (İbni Âbidin)
Fasid akidler de caizdir Daha açık bir ifade ile, dar-ül-harbde, yani Almanya, İngiltere gibi İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde, bir müslüman, kazanmak şartı ile, kumar, piyango, faiz ve sigorta yolu ile, oradaki herkesin parasını, malını alabilir. (Kuduri, Cevhere, Vikaye, Redd-ül Muhtar, Hindiyye, Mebsut)
Diyanet Ansiklopedisi�nde ise şöyle diyor: Ebu Hanife ve imam-ı Muhammed�e göre dar-ül-harbde müslümanla harbi arasında faiz muamelesi caizdir. Aynı şekilde Hanefi mezhebine göre, fasid kabul edilen alış veriş ve ticari muameleler, bu arada kan, domuz ve ölü hayvan eti [leş] satmak, bahse girmek ve kumar oynamak da caizdir. Ancak müslümanın bu işlemlerden kazançlı çıkması şarttır. (Faiz maddesi s.121)
Bu vesikalardan da anlaşıldığı gibi, faiz almak caiz olan yerlerde, banka reklamı yapmak da caizdir. Üstelik bankalar, sadece faizli işlem yapmaz, fabrikalara, şirketlere hissedar olmak, bina yapıp satmak, alacaklıların senedini tahsil etmek, para havalesi yapmak gibi birçok faizsiz işlem de yapar. Böyle kazancı haram-helal karışık bir kimsenin verdiği hediyeyi almak, onunla alış veriş ve kira işlemleri yapmak caiz olur. (Hadika)
|
|
|
|
|
20
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Ödünç vermek
|
: 28 Şubat 2008, 13:37:08
|
|
Sual: Hangi durumda ödünç alınır? Alınan borcu geciktirmek uygun mudur? CEVAP Şu üç durumda ödünç almak caiz olur: 1- Nafakası olmayanın, nafakasını, vücudunu örtecek kadar elbise almak için veya kazancı şüpheli olanın, helal nafaka almak için ödünç istemesi caizdir.
2- Evi olmayan kimsenin, ev satın alması veya evinin kirasını ödemesi için ödünç istemesi caizdir. Soğuktan korunmak [odun, kömür, soba, kışlık palto gibi şeyler almak] için de ödünç alabilir.
3- Evlenmek, mevkii ve vazifesi icabı, âdete uygun giyinmek ve bunun gibi işler için ödünç istenebilir. [Zaruret olunca da ödünç almak caiz olur.]
Bu üç maddede bildirilen hususlar dışında ödünç istemek caiz olmaz. Mesela, parası olmayan kimsenin baklava yemek, meşrubat içmek ve pahalı kumaşlardan elbise almak, komşunun var diye ihtiyaç olmayan bir şeyi almak için ödünç istemesi doğru değildir. Kısacası makam ve vazifesi gereği değilse, lüks sayılan yiyecek, içecek ve giyecek için ödünç alınmaz.
İhtiyacı olana ödünç verilir. İhtiyacı olmayana, malını lüzumsuz yerlere, harama harc edene verilmez. Başkasına ödünç vererek, kendini sıkıntıya düşürmek doğru değildir. Nisaba malik olmayan kimsenin, kurban kesmek için ödünç istemesi caiz değildir.
Ödemek niyetiyle ödünç alana Allahü teâlâ yardım eder, ödünç verene de çok sevap verir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Sadaka için on sevap, ödünç için ise on sekiz sevap vardır.) [Taberani]
(Allah rızası için ödünç verene, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden alacağını çabuk istemeyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevap verilir.) [Hakim]
Borçlanmamaya çok dikkat etmelidir! Hazret-i Lokman Hakim, (Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercih ederim) buyuruyor. Çünkü borçlanmak, insanı küfre kadar sürükler. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Ya Rabbi, küfre düşmekten ve borca girmekten sana sığınırım.) [Nesai]
(Borçsuz olan hür yaşar.) [Beyheki]
(Huzur içinde iken, borçlanarak korku içinde yaşamayın!) [Hakim]
(Borçtan sakının! Borç, gece gama, gündüz zillete sebep olur.) [Beyheki]
Ödünç alınan borçları ilk fırsatta ödemeye çalışmalıdır! Alış veriş neticesinde meydana gelen taksitli, borçları da zamanında ödemelidir! Ödemeyi geciktirmek günahtır. İbrahim Edhem hazretleri, (Borcu olan kimse, yağlı ve sirkeli yemek yememeli) buyuruyor. Borcu olan, borcunu ödemeden sadaka bile vermemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kendi veya çoluk çocuğu muhtaç veya borçlu olanın verdiği sadaka kabul olmaz.) [Buhari]
İhtiyacı olmayana, malını lüzumsuz yerlere, harama harcayana ödünç para vermemelidir! Borcunu vaktinde ödemeyen kimsenin, gelip mühlet istemesi gerekir. Ödeme imkanı olduğu halde, borcunu geciktirmek zulümdür, günahtır. Bir kimse, malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zalim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an, lanet altında bulunur. Malı olmak, parası çok olmak demek değildir. Satılık bir şeyi olup da, satmazsa, günah işlemiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ödememek niyetiyle borçlanan, Kıyamete hırsız olarak gelir.) [İ Mace]
(İmkanı varken, borcunu ödemeyene her gün zulmetme günahı yazılır.) [Taberani]
(Aldığı borcu ödemeyene Allahü teâlâ, Kıyamette "Bu kimsenin hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak onun iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borçlunun, iyi ameli yoksa, alacaklının günahları borçluya yüklenir.) [Taberani]
Borcunu ödeyemeyene mühlet vermek sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyametin dehşetinden kurtulmak isteyen, darda kalan borçluya mühlet versin!) [Taberani]
(Darda olanı feraha kavuşturanı veya onun borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ Kıyametin dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim]
(Beladan kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arşa sığınmak isteyen, darda kalan borçluya mühlet versin veya ona alacağını bağışlasın!) [Abdürrezzak]
(Kıyamette günahı çok bir müslümanı hesaba çekerler. O kimse de (Benim hiç iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, "Fakir olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, bir şey isterlerse yine ver, boş çevirme!" diye söylerdim) der. Allahü teâlâ da, onu affederek buyurur ki: (Bugün sen muhtaçsın. Sen dünyada kullarıma acıdın, bugün biz de sana acırız.) [Buhari]
Sual: Ödünç verirken, haram işlemeden gün tayin edebilmenin bir yolu yok mudur? CEVAP Bey ve Şir�a Risalesi�nin İsmail bin Osman tarafından yapılan şerhinin 59. sayfasında, (Ödünç verirken, zaman tayin etmek, malı, misli ile veresiye satmak olur. Bu ise faizdir, büyük günahtır) buyuruluyor.
Miktarı az olan paralar için gün tayini mühim değilse de, miktarı fazla olan paralar için gün tayini lazım olabilir. Senede, ödeme tarihi konabilmesi için, Seadet-i Ebediyye�de bildirilen birkaç usul: 1- Ödünç vereceği kimseden kefil ister. Kefilden ödeme tarihi belli bono alır. Borçlu da kefilin ödemesi lazım gelen tarihte öder.
2- Yahut borçlu, borcunu kendine borcu olan birine havale eder. Havale olunanın borcunun ödeme zamanı, belli ise, alacaklıya da o zamanda öder. Belli zamanı yoksa, alacaklı havaleyi kabul eden ile, belli bir zamanda, ödemesi için uyuşur.
3- Yahut ödünç isteyene, ödünç vereceği kadar fiyatla, ucuz bir şeyi veresiye satar. Ondan bu satış için belli tarihli ödeme senedi alır. Sonra bu şeyi aynı fiyatla, peşin olarak geri alır. (Hadika)da, (Ödünç vereceği kimseye, bir kağıt parçasını bile bin liraya satmak caizdir) deniyor.
4- Eşbah�da, (Ödünç verirken, senede ödeme tarihi koyabilmek yollarından biri de, Maliki mezhebini taklit etmektir) deniyor.
Mizan�da (Maliki mezhebinde, ödünç verilen malı, parayı, ödeme zamanından önce veya sonra isteyemez. Zamanında istemesi lazımdır) buyuruldu. Fakat başka mezhebi taklit, ancak sıkışık durumlarda caiz olur. Taklit edilen mezhebin taklit ettiği husustaki bütün şartlarını öğrenip bunlara uymak lazım olur.
5- İbni Âbidin�de ("Falana olan borcuma kefil ol" dese, o da kabul edip ödese, kefil borçluya, "Belli zamanda bana ödersin" diyebilir. Fakat "Falana olan borcumu öde" dese, o da kabul edip ödese, borçlunun bunu ona belli bir zamanda [yani gün tayin ederek] ödemesi caiz olmaz. Çünkü borçlu için ödemiş, borçlu şimdi buna borçlu olmuştur. Borcun belli bir zamanda ödenmesi ise caiz değildir) buyuruldu.
[Samimi tanıdıklar arasında, daha kolay bir usul vardır. Ödünç isteyene, (Falanca gün bana aynı miktar para hediye edersen, şu parayı sana hediye ederim) denir. O da kabul ederse, para alınmış olur.]
Sual: Yardım yaparken, ödünç verirken akrabayı tercih etmek mi lazım? CEVAP Herkese iyilik etmek, ödünç veya sadaka vermek çok sevaptır. Akrabaya yapılan iyilik daha sevaptır. Bir kadın, Resulullaha, (Fakir kocama infakta bulunsam, sadaka yerine geçer mi?) diye sual ettirdiğinde Peygamber efendimiz buyurdu ki: (İki sevap vardır. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahim sevabı.) [Buhari]
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle: (Senden yüz çeviren akrabana verilen sadaka daha faziletlidir.) [Taberani]
(Yakın akraba ve komşuya verilen sadakanın sevabı iki misli fazladır.) [Taberani]
(Paranızı önce kendi ihtiyaçlarınıza, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarf edin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) [Müslim]
(Bir kimseden amcasının oğlu yardım ister de, o da gücü yettiği halde, vermezse, kıyamet günü Allahü teâlânın fazlından mahrum kalır.) [Taberani]
(Bir müslümana ödünç veren iki misli sadaka sevabı kazanır.) [İbni Mace]
Sual: Ödünç altın, ödenirken, değerine göre kağıt lira, döviz veya başka mal verilse caiz mi? CEVAP Ödünç veren razı olursa her mal verilebilir.
Sual: Ödünç alınan parayı, başkasına ödünç vermek caiz mi? CEVAP Bir mahzuru olmaz.
Sual: Benden ödünç isteyen arkadaştan, rehin olarak bir şey istemem caiz midir? CEVAP Evet caizdir.
Sual: Hadid suresinde, Allah�a karz-ı hasen [güzel ödünç] vermek tabiri geçiyor. Güzel ödünç nedir? CEVAP Karz-ı hasen, dine uygun verilen ödünçtür. Gönül hoşluğu ile, ihlas ile, en değerli maldan, Allah yolunda verilen ödünç demektir. Dine uygun olması için, ödünç yalnız Allah rızası için verilmeli! Herhangi dünyevi bir çıkar, bir fayda beklememeli! Ödünç alandan hediye kabul etmek de bir fayda demektir, caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Fayda getiren her ödünç faizdir) buyuruluyor. (İ.Süyuti)
Her zaman verilen hediyelerden ise caiz olur. Her zaman yanına gidince çay, kahve ısmarlıyorsa borç para verdikten sonra yine gidince çay vermişse caiz olur. Fakat çay ile kalmayıp yanına pasta falan almış, gel bir de yemek yiyelim demişse bu caiz olmaz.
Sual: Kazancı haram olandan ödünç para istenir mi? CEVAP Kazancının yarısından fazlası helal ise istemek caizdir.
Sual: Dolar olarak ödünç vermişsek devalüasyon veya enflasyondan sonra da dolar olarak alsak caiz olur mu? CEVAP Evet caiz olur.
Sual: On arkadaş, elimize para geçtikçe, bir arkadaşa emanet olarak veriyoruz. O arkadaş da, herkesin hesabına ne kadar para vermişse yazıyor. Bu paraları bir kasada saklıyor. Arkadaşa parayı verirken de her türlü kullanmaya yetki verdik. Bir cins yardımlaşma sandığı oldu. Bu sandıktan ödünç para almamız caiz midir? CEVAP Evet.
Sual: Ödünç verince, zamanla, paranın değeri düşüyor. Ödünç veren zarar ediyor. Diyelim ki, verdiğim para 100 Euro etse, ödünç verdiğim şahsa, 100 Euro üzerinden senet yapsam, "Eline ne zaman geçerse bana 100 Euro getir" desem uygun mudur? CEVAP Uygun olur. Hatta alacaklı razı olursa, borçlu borcunu ödediği andaki 100 Euro�nun değeri kadar altın, kağıt para, zeytin yağı veya başka mal da verebilir. Mühim olan alacaklının razı olmasıdır. Alacaklı, "Altın verdim, altın isterim" derse, başka şey verilmez. (Bahr-ür-raık)
Sual: Bir arkadaşa, zarfa koyduğum bir milyarı ödünç verdim. Saymadan aldı. Evde saymış, noksan gelmiş. Ne yapalım? CEVAP Parayı alıp verirken, saymak sünnettir. İkiniz (Yalan söylüyorsam, Allah lanet etsin) dedikten sonra, para birlikte sayılır. Ne çıkarsa kabul edilir.
Sual: Altının gramının değerinde kağıt para ödünç verip, "Bir gram altın isterim" demek caiz mi? CEVAP İmam Ebu Yusuf�a göre caizdir.
Sual: Ödünç verdiğim parayı, içimden arkadaşa hediye ettim. Arkadaş, borcunu getirince aldım. Caiz oldu mu? CEVAP Evet. Niyet etmekle hediye edilmiş olmaz. Hediye teslim etmekle alanın mülkü olur.
Sual: Güvendiğimiz kimseye veya tanığımız bir arkadaşa veresiye mal satınca veya ona borç para verince, senet yazmak gerekir mi? CEVAP Evet senet yapmak veya iki şahit bulundurmak sünnettir. Vacip diyen âlimler de vardır. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey inananlar, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazın. İki şahit bulundurun. Borç büyük veya küçük olsun, vadesiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahitlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır.) [Bekara 282]
Senet yapmak itimatsızlık değildir. Arkadaş unutabilir, biz unutabiliriz. Dinimizin emrine uyup senet veya şahit olursa tedbir alınmış olur.
Az miktarda ödünç alındığında bir kağıda, (falancadan şu kadar para aldım) diye yazıp, ödünç alınana verilmesi veya şahit bulundurulması iyi olur. (Redd-ül Muhtar)
Sual: Bekara suresinin 282. âyetinde (Borç verirken vadesini yazın) buyuruluyor. Her ne kadar ödünç denmiyorsa da, halk arasında ödünce de borç deniyor. Ödünç verirken, senede tarih koymak caiz midir? CEVAP Alış veriş yapıp borçlanınca senede tarih konur, ödünç alıp verirken ödeme tarihi bildirilmez ve senede tarih konmaz. Koymak gerekirse, Maliki�yi taklit ettim demek yeterlidir. Diğer üç mezhepte ödünç verirken vade tarihini belirtmenin mahzuru yoktur.
|
|
|
|
|
21
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Miras
|
: 28 Şubat 2008, 13:36:44
|
|
Sual: Salih olan erkek ve kız çocuğa hediyeyi, eşit vermek gerekir mi? CEVAP Evet gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hediye verirken çocuklarınız arasında eşitliğe riayet edin!) [Taberani] Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, bu mal, çocuğun mülkü olur. Diğer çocukların, bundan bir şey istemeye hakları olmaz. Fakat babası, salih çocukları arasında ayırım yaptığı için günaha girer. (Hindiyye)
Salih veya ilim tahsilinde olan çocuğa daha çok mal vermek caizdir. Salihlikleri eşit ise, eşit vermelidir! Çocukları fasık olan kimsenin, miras bırakmayıp, salihlere, hayrata vermesi iyidir. Çünkü onların işleyeceği günaha yardım etmemiş olur. (Bezzâziyye) Fasık çocuğa nafakadan fazla yardım yapmamalıdır!
Sual: Miras, taksim edilmeden, hissesini hediye caiz mi? CEVAP Hacım veya vezin ile ölçülen ortak malı ölçmeden hediye etmek faiz olur. Ev, tarla, kumaş, ev eşyası gibi şey ise hediye edilir.
Sual: Miras parasını 3 kardeş paylaşmadan, ödünç vermek caiz mi? CEVAP Üçünün rızası ile caizdir.
Sual: Babamın emekli maaşında erkek kardeşimin de hakkı var mı? CEVAP Miras olmadığı için yoktur.
Sual: Babam sağlığında (Şu tarlayı kardeşin Ahmede verdim) dedi. Ahmed bunu duymadı. Hibe sahih mi? CEVAP Haber ulaşınca, hibe tamam olur.
Sual: Arkadaş, tarlamı ücretsiz ek dedi. Ektim. Arkadaş öldü. Vârisleri ücret istiyor, vermem lazım mı? CEVAP Evet. Çünkü arkadaşın sağ kaldığı müddetçe yetkisi vardı. Şimdi o tarla mirasçılarındır. Mirasçılarla anlaşmak gerekir.
Sual: Vârisin, haram mal olduğunu bildiği halde, mirası alması caiz olur mu? CEVAP Evet, caiz olur.
Sual: Doğduktan hemen sonra ölen çocuğun mirası nasıl halledilir? CEVAP Çocuk, ölen akrabasına vâris olur. Çocuk ölünce, bıraktığı mal vârislerine taksim edilir.
Kâfir evladın hakkı Sual: Almanya'da yaşıyoruz. Bir oğlum ile bir kızım var. Oğlum dinsiz imansız bir ateist oldu. Kızım da birkaç yıl önce Hıristiyan birisi ile evlendi. Gayri müslim ile evlenen Müslüman kızın mürted olacağını bildirdiysek de anlatamadık. Beyim o halleri yüzünden iki çocuğumuzu evlatlıktan reddetmişti. Şimdi ise beyim vefat etti. Bu iki evladın dinimizce miras hakları var mıdır? CEVAP Tam İlmihal'de diyor ki: Müslüman evladı olduğu halde, helale, harama, farzlara, mesela, namaza, gusle önem vermeyen, oruç tutmak istemeyen, günah işleyince pişman olmayan mürted olur, Müslümandan miras alamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Müslüman kâfire, kâfir de müslümana mirasçı olamaz.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]
Nuh aleyhisselam, (Ya Rabbi, benim ailemden olanları kurtaracaktın. Oğlum suda boğuldu) dedi. Allahü teâlâ, (Ey Nuh, o oğlun, yaptığı kötü iş yüzünden senin ailenden sayılmaz) buyurdu. (Hud 46)
Görüldüğü gibi, bir Müslümanın dinsiz imansız oğlu, onun ailesinden sayılmıyor. Aileden sayılmayınca miras da düşmüyor.
Feraiz ilminde Avl hesabı Sual: Bir ateist, Kur�anda miras taksiminde hata olduğunu zannedip, Nisa suresi 11 ve 12.âyet-i kerime meallerini yazarak diyor ki: Varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve karısını bıraktı... Üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır. (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 ) = 1,125 bulunur! (1,0 olması gerekirdi!) Ölen adamın 1000 lira parası var ama hesaba göre 1125 lira miras dağıtılması gerekiyor. O fazladan 125 lirayı Allah mı yollayacak? CEVAP Ateist, feraiz ilmini bilmediği için böyle yanlış hesap yapıyor. Önce feraiz ilmine göre hesabı yapalım, sonra gerekçelerini bildirelim. Feraiz ilmine göre, feraiz programları yapılmıştır. Birisi sitemizde Faydalı Linkler kısmında mevcuttur.
3 KIZ + 1 ANA + 1 BABA + 1 ZEVCE varsa, Kızların her biri, 16/ 81 hisse alır. Üç tanesi 48/81 ini alır. Anne, 12/ 81, baba, 12/81, zevce, 9/ 81 alır. 48 +12+12+9 = 81 eder.
Ateistler avl nedir bunu bilmiyorlar. S. Ebediyye kitabında avl bahsi şöyle anlatılıyor: Meselâ, zevce ve ana ve iki kız kardeş ve anadan iki kız kardeş bulunduğu zaman, mîrâs on ikiye taksîm edilip, zevceye üç hisse, anaya iki hisse, iki kız kardeşe sekiz hisse [her birine dört hisse], ana bir kız kardeşe dört hisse [her birine ikişer hisse] verilir ki, hisseler mecmû�u 17 oluyor. Şu hâlde, meselenin aslı on yediye (Avl) etti denir ve mîrâs on yediye taksîm edilir.
Mesela, zevc ve beş kız kardeş bulunduğu zaman, meselenin aslı altıdan ise de, hisselerin toplamı yediye avl ediyor [yani hisselerin toplamı yedi oluyor] ve beş kız kardeşe, dört hisse düşüyor. Dört hisse, beş kız kardeşe bölünemeyeceği için, meselenin aslı, 5 x 7 = 35 olur. Beş kıza, [4 x 5 = 20] yirmi hisse verilir. Zevc, [3 x 5 = 15] on beş hisse alır.
Fetâvâ-yı Hindiyye)de diyor ki, meyyitenin zevci, kız kardeşi ve babadan kız kardeşi olsa, zevc yarısını ve kız kardeş de yarısını, babadan kız kardeş altıda birini alıp, meselenin aslı, altıdan yediye avl eder. Babadan erkek kardeş de bulunsaydı, babadan kız kardeşi, farz hissesinden düşürüp asabe yapardı. Zevcden ve kız kardeşten geriye bir şey kalmadığı için, babadan kız kardeş, hiçbir şey alamazdı.
Avl: Meyyitin oğlu yoksa, zevc ve zevce, kız ve kardeşler olursa, avl durumu gündeme gelmekte ve hisse sayısı otomatik yükselmektedir. Bununla ilgili örnekler:
1 zevc 3/7, 2 tane kız kardeş - her biri 2/7 Ortak payda 6 idi, fakat avl ederek 7 oldu. Ortak payda = 6, Toplam 7 hisse. Meselenin aslı 6 dan ise de hisselerin toplamı 7 ye avl ediyor. Yani hisselerin toplamı 7 oluyor.
1 zevce 3/17, 2 tane kız kardeş - her biri 4/17, 2 tane anadan kardeş - her biri 2/17 1 ana 2/17 Ortak payda 12 idi, fakat avl ederek 17 oldu. Ortak payda = 12 toplam 17 1 zevc 9/21, 6 kız kardeş - her biri 2/21, Ortak payda 18 idi, ama avl ederek 21 oldu. 1 zevc 21/49, 7 kız kardeş - her biri 4/49, Ortak payda 42 idi, fakat avl ederek 49 oldu.
Malının tamamı için vasiyet Sual: Bir kimse, ölmeden önce, malının tamamını dilediğine verebilir mi veya tamamının vârislerinden birine verilmesini vasiyet edebilir mi? CEVAP Tamamı için vasiyet edemez, sadece malının üçte biri için vasiyet etmeye yetkisi vardır. Hayatta iken, malının tamamını dilediği kimseye hediye edebilir ise de, salih çocukları arasında ayırım yapmamalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hediye verirken çocuklarınız arasında eşitliğe riayet edin!) [Taberani]
Din kitaplarında da deniyor ki: Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, bu mal, çocuğun mülkü olur. Diğer çocukların, bundan bir şey istemeye hakları olmaz. Fakat babası, salih çocukları arasında ayırım yaptığı için günaha girer. (Hindiyye)
Salih veya ilim tahsilinde olan çocuğa daha çok mal vermek caizdir. Salihlikleri eşit ise, eşit vermelidir! Çocukları fasık olan kimsenin, miras bırakmayıp, salihlere, hayrata vermesi iyidir. Böylece, onların işleyeceği günaha yardım etmemiş olur. (Bezzâziyye)
Vârisi olmayanın vasiyeti Sual: Hiç vârisim yok. Malımın kaçta kaçını vasiyet edebilirim? CEVAP Vârisi olmayan, malının hepsini de vasiyet edebilir. Vârisi olan ise, üçte birinden fazlasını vasiyet edemez. Vasiyet etse de, üçte birinden fazlası yerine getirilmez.
Miras ve seferilik Sual: (Erkek, ana babasının bulunduğu şehre gittiği zaman, hiç bir zaman seferi olmaz; orası onun vatani aslisi olur. Çünkü erkek, ana babanın mirasçısıdır, o ev ve içindekiler, ölünce erkeğe kalacaktır. Kadın da, erkeğe bağlı olduğu için, seferi olmaz) deniyor. Bu doğru mudur? CEVAP Hayır, doğru değildir. Akıl mantık ile din olmaz, dinimiz nakil dinidir. Mirasın, seferilikle hiçbir ilgisi yoktur. Din kitapları, vatan-ı asliyi, şöyle tarif ediyor: 1- Bir kimsenin, vatan-ı aslisi, doğduğu yerdir. 2- Bu kimse, evlenirse, vatan-ı aslisi, evlendiği yer olur. 3- Daha sonra başka bir yere temelli yerleşirse, son yerleştiği yer, vatan-ı aslisi olur. Başka şekilde vatan-ı asli olmaz. (S. Ebediyye)
|
|
|
|
|
22
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / Kiraya vermek
|
: 28 Şubat 2008, 13:36:19
|
|
Sual: Hırsız kapıyı kırıp eve girse, kapıdaki zararı kiracı mı öder? Depremden ev yıkılsa kim öder? CEVAP Depremin ve hırsızın verdiği zararı kiracı ödemez. Kiracı, kendi ihmali olan işlerdeki zararı öder.
Sual: Ev sahibi, anlaşmamız sona erdikten sonra, rayicin üstünde kira istiyor. Rayiçten fazla vermesem günah olur mu? CEVAP Evet günah olur.
Sual: Açık kalan musluk, komşuya zarar vermiş. Zararı ödemek lazım mı? CEVAP Evet. (Mecelle)
Sual: Apartman çatısının ve bahçenin tamir masrafını kim verir? CEVAP Anlaşmaya göredir.
Sual: Biri, (Oturduğun evden çık, sana başka bir ev buldum) dedi. (Evin boyasını da yap) dedim. Bu şartla evi vermek caiz mi? CEVAP Akit tamirden sonra olur. Akitte şart söylenmez.
Sual: Sözleşme müddeti bitmeden kiracıyı çıkarmak caiz mi? CEVAP Hayır.
Sual: Evi bir seneliğine kiraladım. Bir müddet sonra sahibi öldü. Oğlu sene dolmadan evden çıkarabilir mi, kirayı artırabilir mi? CEVAP Sözleşme süresi dolana kadar çıkaramaz, artıramaz.
Sual: 5 ortaklı dükkanda kiracıyım. Ortağın biri, dükkanda durmama razı olmazsa, çıkmam gerekir mi? CEVAP Evet.
Sual: Kiraladığım tarla mahsul vermedi. Ücret vermem lazım mı? CEVAP Evet.
Sual: Köyde az bir arazim vardır. Bir arkadaş, "Tarlanı ben ekip süreyim" dedi. Ücret falan söylemedi. Ben de samimi olduğumuz için bir şey demedim. Hiç ücret istemesem, ne verirse alsam, vermezse almasam mahzuru olur mu? CEVAP Ücret alacaksanız pazarlık edin! Durumu iyi olanın evinden kira, tarlasından ücret almamasının çok daha iyi olduğunu (Din kardeşine tarlasını kiraya vermek yerine ücret almadan ektirmek çok sevaptır) hadis-i şerifi açıkça bildirmektedir. (Nesai)
Sual: Kiracı, eskiyen banyo kazanını, satıp yerine yenisini alsa, ev sahibine haber vermesi gerekir mi? CEVAP Haber vermek iyi olur.
Sual: Evimi kiraya verirken bir yıllığını peşin istememde mahzur var mıdır? CEVAP Mahzur yoktur. Fakat fakirleri gözetip kollamak çok sevaptır. Genel olarak kiracı fakir kimsedir. İnsanlara merhamet etmeli, ödeme kolaylığı göstermelidir. Müslümanın hacetini yerine getirmeli, sıkıntısını gidermelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kim, din kardeşinin hacetini yerine getirirse, Allahü teâlâ da onun hacetini yerine getirir. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Allahü teâlâ da kıyamet günü, onun bir sıkıntısını kaldırır.) [Buhari]
(Allahü teâlânın, kullarına faydalı olmaları için, kendilerine özel nimetler ihsan ettiği bazı insanlar vardır. Bu nimetleri diğer insanlara dağıttıkları müddetçe, Allahü teâlâ onları, bu nimetler içinde bulundurur. Eğer dağıtmaktan imtina eder, kaçarlarsa, bu nimetleri onlardan alır, başkalarına verir.) [Taberani]
(Bir kul, din kardeşine yardım ettiği müddetçe, Allahü teâlâ da onun yardımcısı olur.) [Müslim]
Müslüman zengin, insaflı olmalı, evine yüksek kira istememelidir.
Sual: İş yerini, bir bankaya veya içki de satan birine kiraya vermek caiz midir? CEVAP Bankaya kiraya vermek caiz ise de, içki satana vermek caiz olmaz.
Sual: Ev sahibi ile, bir yıllık kira kontratı imzalayınca, bir yıllık kira bedelinin hepsi, zekatı hesaplarken borçtan düşülür mü? CEVAP Hayır, borç tahakkuk etmedikçe nisaptan düşülmez. Tahakkuk edip de, verilmemiş ev kiraları, borçtan düşülür.
Sual: Okumak için, ücretle kitap kiralamak caiz midir? CEVAP Okumak için kitabı kiralamak caiz değildir. (Hulâsa)
İhtiyaç halinde, kütüphanelere, derneklere, aidatı verilerek üye olunur, kitap alırken ayrıca ücret verilmezse, okumak için kitap almak caiz olur.
|
|
|
|
|
23
|
Dinimiz İslam / Dinimiz İslam / MADDÎ ve HÜKMÎ TEMİZLİK
|
: 20 Şubat 2008, 12:27:06
|
|
Şüphesiz ki maddî temizliğin ölçütü ve temizlenme yolları toplumların kültür ve gelenekleriyle, şart ve imkânlarıyla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Bu sebeple de İslâm dini, hem temizliğin gereklilik ve önemini sıklıkla vurgulayarak bu konudaki ana fikri canlı tutmaya, hem de hitap ettiği toplumların temizlik kültür ve usullerini imkânları ölçüsünde daha iyiye doğru geliştirmeye önem vermiştir. Böyle olduğu için de İslâm toplumlarında temizlik ana fikri, İslâm kültürünün aslî unsurlarından birini teşkil etmiştir. Suyun İslâm medeniyetinde ayrı bir önem kazanmasının bir sebebi de bu olmalıdır. Öte yandan suyun temizliği ve su ile temizlenme başta olmak üzere temizlik araç ve gereçlerinin toplumların şart ve imkânları, pozitif bilimlerin bu konudaki katkısı nisbetinde giderek değiştiği ve iyileştiği de açıktır. Bu sebeple fıkıh kitaplarında çevre ve beden temizliği konusunda yer alan çeşitli kıstas ve usuller bir yönüyle İslâm âlimlerinin temizlik konusuna verdiği önemi, onların bu gayeyi gerçekleştirmeye mâtuf çabalarını, bir yönüyle de içinde bulunulan şart ve imkânlara bağlılığı yansıtır.
Temizlik İslâm'ın çok önem verdiği dinî bir vecîbe ve sağlıklı yaşamanın önemli bir şartı olmasının yanı sıra insan olmanın onur ve şerefinin de gerektirdiği tabii bir durumdur.
Fıkhî bir terim olarak tahâret (temizlik), hem maddî pislikten ve kirlerden hem de hükmî kirlilik halinden (hades) temizlenmeyi kapsar. Bu sebeple hükmî temizlik aynı zamanda maddî temizliği de içine alır. Diğer bir ifadeyle, ferdin bedenini ve çevresini maddî kirlerden temizlemesi, hükmî temizlik için genelde ön şart durumundadır. Maddî temizliğin tabii usulü su ile temizliktir. Bu yüzden fıkıh kitaplarında suyun kendisinin temiz olması ve temizlikte kullanılması konusu üzerinde öncelikle ve önemle durulur.
Suyun bulunmadığı veya temizleyici nitelikte olmadığı durumlarda diğer temizleme araç ve usullerine başvurulur. Öte yandan temizliğin gerektiği şekilde yapılabilmesi için hükmî kirlilik hallerinin yanı sıra dinen kir ve pis (necis) sayılan şeylerin ve bunların temizlenme usullerinin de bilinmesi gerekir. Bu çerçevedeki bilgilerin bir kısmı bilimsel araştırma, tahlil ve deneyimi gerektirse de önemli bir kısmı bizzat fertler tarafından bilinip uygulanabilecek durumdadır. Bu sebeple de maddî ve hükmî temizlikle ilgili temel bilgiler ve pratik çözüm yolları ferdî mükellefiyet kapsamındaki ilmihal bilgileri arasında yer almıştır.
A) SULARIN HÜKMÜ
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın insanı ve diğer canlıları sudan yarattığı (el-Enbiyâ 21/30, en-Nûr 24/45, el-Furkan 25/54), temizlenme dahil birçok hikmete mebnî olarak gökten temiz su indirdiği (el-Bakara 2/22, 164, el-Enfâl 8/11, el-Furkan 25/48) belirtilerek suyun yeryüzündeki varlıkların hayatı açısından önemine ve aslî temizlik aracı olduğuna işaret edilir. Hz. Peygamber'in hadislerinde de yine su ile temizlenmenin önemi sıklıkla vurgulanarak durgun ve akarsuların, yağmur, kaynak, deniz ve göl sularının maddî ve hükmî temizlikte kullanılmasıyla ilgili temel açıklamalar yer alır. Durgun ve akarsuların temizliğinin sağlanması ve korunması, bu konuda önerilen tedbirler, getirilen yasaklamalar hadis kültüründe önemli bir yekün tutar.
Suların temiz sayılması ve temizleyici olması (hükmî temizlikte kullanılabilmesi) konusunda fıkıh literatüründe yer alan ayrıntılı bilgiler, yukarıda sözü edilen hadislerin ışığında müslüman toplumların asırlar boyunca oluşan bilgi ve tecrübe birikimlerinin ürünüdür. Hanefî fıkıh kültüründe su, doğal su özelliğine sahip olup olmaması yönüyle mutlak ve mukayyet su, yenilenme ve akıcılık özelliğine göre de durgun ve akarsu kısımlarına ayrılır. Sularla ilgili pratik bilgiler, literatürde bu ayırım ve adlandırma içinde verilmeye çalışılır.
a) Mutlak Su - Mukayyet Su
Yaratıldığı tabii halini koruyan, mahiyetini değiştirecek başka maddeler karışmamış suya mutlak su denilir. Yağmur, kar, deniz, ırmak, kaynak ve kuyu suları normalde böyledir. Mutlak suyun üç özelliği ve iki tabiatı vardır. Özellikleri, rengi, kokusu ve tadıdır; iki tabiatı da inceliği ve akıcılığıdır. Öte yandan mutlak su, temiz ve temizleyici olup olmama yönüyle beş kısma ayrılır. Suyun temizleyici sayılması, abdest ve gusül gibi hükmî temizlik aracı olabilmesinin câiz oluşunu, temiz sayılması ise diğer maddî temizlik ve kullanım aracı olabilmesini ifade eder.
1. Rengi, kokusu ve tadı bozulmamış, içine pis bir madde karışmamış, kullanılması mekruh ve şüpheli hale gelmemiş sular hem temiz hem de temizleyici sayılırlar. Tabiatta normal halde bulunan mutlak sular kural olarak böyledir. İnsanın, at, deve, sığır, koyun ve keçi gibi eti yenen hayvanların ve kuşların artığı sular da, bu sulara maddî bir pislik bulaşmadığı sürece kural olarak hem temiz hem temizleyicidir.
2. Temiz ve temizleyici olmakla birlikte kullanılması mekruh olan sular: Tavuk gibi eti yenen, kedi gibi eti yenmeyen evcil hayvanların, çaylak, doğan gibi yırtıcı kuşların artığı sular böyledir. Hz. Peygamber kedi hakkında "O pis değildir, çünkü aranızda dolaşıp duran yaratıklardandır" (Ebû Dâvûd, ?Tahâre?, 38) buyurarak bunlardan sakınmanın imkânsızlığına işaret etmiştir. Eti yenmeyen yırtıcı kuşların gagaları kemik olduğundan, artığı sular diğer yırtıcı hayvanlarınkinden farklı görülmüştür. Bu tür sularla abdest almak veya gusletmek mekruhtur. Ancak normal su bulunmadığında bu sular hem abdest ve gusül gibi hükmî temizlikte hem de maddî temizlikte kullanılabilir.
3. Abdest, gusül gibi hükmî temizlikte kullanılmış olan sular (mâ-i müsta`mel), maddî bakımdan temiz olsalar bile ikinci defa hükmî temizlikte kullanılamaz. Fakihler bu suların temizleyici olmadığını söylerken bunu anlatmak istemişlerdir. Ancak fakihlerin çoğunluğu aslî özelliklerini kaybetmemesi ve maddî bir kirlilik de taşımaması kaydıyla kullanılmış suyu temiz sayar ve bu suyun maddî temizlikte kullanılabileceğini söyler. Bazı fakihlerin ise ihtiyatla hareket edip kullanılmış suları dinen necis su grubunda mütalaa ettiği görülür. Bu görüş ayrılıkları suyun kıt olması halinde kullanılabilecek bazı ruhsatlar içermesi sebebiyle faydadan hâlî değildir. Abdestsiz veya cünüp olan kimsenin suyu almak veya sıcaklığına bakmak amacıyla elini suya sokmasıyla bu su kullanılmış sayılmaz.
4. Temiz ve temizleyici olmayan sular: İçine pislik düştüğü kesin olarak veya galip zan ile bilinen ?tanımı aşağıda gelecek olan? az miktardaki sular ile içine düşen pislikten dolayı rengi, tadı veya kokusu bozulan büyük su birikintileri ve akarsular böyledir. Köpeğin, eti yenmeyen vahşi hayvanların artığı sular da temiz değildir.
5. Eşek ve eşekten doğan katırın artığı suların hükmî temizlikte kullanılıp kullanılmayacağı ise şüphelidir. Temiz su bulunmadığında bunlarla abdest ve gusül alınır ve ayrıca teyemmüm yapılır.
İçine temiz bir maddenin katılmasıyla incelik ve akıcılığını kaybeden mutlak sulara veya tabii bir oluşumla meydana gelip özel bir isimle anılan sulara "mukayyet su" tabir edilir. Gül suyu, meyve suyu, maden suyu, diğer helâl meşrubat türleri veya içinde nohut, mercimek benzeri temiz şeylerin pişmesiyle incelik ve akıcılığını kaybeden sular böyledir. Mutlak sular temiz ve temizleyicilik özelliğini kaybetmediği sürece hem maddî pisliğin temizlenmesinde hem de hükmî temizlikte kullanılabilirken mukayyet sular, normal su bulunmadığı zaman sadece maddî temizlikte kullanılabilir.
Hanefîler dışındaki diğer mezheplerde sular genellikle 1. Temiz ve temizleyici sular, 2. Temiz fakat temizleyici olmayan sular, 3. Temiz olmayan yani necis sular şeklinde üç kısma ayrılarak incelenirse de, bu konuda genellikle tecrübe ve gözleme dayalı bilgiler kullanıldığından mezhepler arasında kayda değer bir görüş farklılığı yoktur.
b) Durgun Su ? Akar Su
Suyun durgun veya akar olması, durgun ise miktarı, o suyun temiz ve temizleyici olma özelliğini belirlemede etkin rol oynar. Akar sular ile büyük havuz niteliğindeki durgun sular üç temel vasfından biri değişmedikçe yani rengi, tadı veya kokusu bozulmadıkça içine düşen bir pislikten dolayı temiz ve temizleyicilik özelliğini yitirmez. Buna karşılık küçük havuz niteliğindeki durgun sular, içine bir pislik düşmekle üç temel vasfında değişme olup olmadığına bakılmaksızın temiz ve temizleyici olmaktan çıkar. Kural bu olmakla birlikte büyük ve küçük havuz ayırımında nasıl bir ölçünün kullanılacağında fıkıh mezhepleri arasında görüş farklılıkları vardır. Hanefîler'e göre durgun suyun derinlik ve hacminden çok yüzey genişliği önemlidir. Hanefîler'e göre su, avuçlandığında elin dibe değmeyecek derinlikte olması kaydıyla, yüzeyinin yaklaşık olarak 50 m2 olması, Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise hacminin iki kulle (yaklaşık 206 litre) ve daha fazla miktarda olması halinde büyük havuz hükmünü alır. Mâlikîler'e göre ise normal abdest ve gusül suyu kabının alacağı su az su hükmündedir.
Fakihlerin bu konudaki yaklaşım ve kıstasları dikkatlice incelendiğinde, onların hem suyun aslî özelliğini korumasına önem verdikleri hem de içine küçük bir pislik düştü diye bol miktarda suyun kullanılamaz olmasını önlemek istedikleri görülür. Böyle olunca suyun teminindeki kolaylık ve zorluk, suya düşen pisliğin tür ve miktarı da göz önünde bulundurulmak kaydıyla, mezheplerin bu konudaki farklı görüşlerinin bir ruhsat olarak değerlendirilebileceği, kişilerin kendi kültür, imkân hatta kalbî mutmainlikleri açısından bu ruhsatlardan birini seçebileceği söylenebilir. Diğer yandan suyun temel özelliklerinde bir bozulma olduğunda veya yapılan bilimsel incelemeler ve laboratuvar tahlilleri sonunda insan sağlığı ve çevre için zararlı olduğu tesbit edildiğinde bu suyun kullanımının dinen de câiz olmayacağı açıktır. Çünkü insanın sağlık, güvenlik ve huzur içinde yaşaması dinin genel hedeflerinden biri olduğu gibi bilimin de ana gayesini oluşturur. Bu sebeple fıkıh kitaplarında suyun maddî ve hükmî temizlikte kullanılabilmesi için aranan şartlar, suyun kullanımının dinî hükmüyle ilgili nihaî bir ölçü ve çözüm olarak değil, fertlere günlük yaşayışlarında kolaylık sağlamayı ve ortalama bir ölçü getirmeyi amaçlayan öneri ve katkılar olarak anlaşılmalıdır. Nitekim madenî kaplara konup güneşte ısıtılan suyun kullanımını bazı fakihlerin mekruh gördüğü, bunu söylerken de bu tür suların sağlığa zararlı olduğu noktasından hareket ettikleri bilinmektedir. Böyle olunca suyun temizliği konusunda fıkıh kültürümüzdeki bu tür yaklaşımları ilke ve amaç yönüyle değerlendirip günümüzdeki teknolojik gelişmelerden, arıtma ve tahlil imkânlarından ve pozitif bilimin sonuçlarından âzami ölçüde yararlanmak vazgeçilmez bir önem taşımaya başlamıştır.
B) MADDÎ ve HÜKMÎ KİRLİLİK
İslâm dini ferdî ve sosyal hayatın her alanında maddî temizliğe âzami titizliğin gösterilmesini istediği, belirli ibadetler için de buna ilâve olarak hükmî temizliği şart koştuğu içindir ki, maddî ve hükmî temizlik ve onun karşıtı olarak maddî ve hükmî kirlilik fıkıh ve ilmihal kültürünün temel kavramları arasında yer almıştır. Fıkıh literatüründe "tahâret" her iki tür temizliği de içine alan geniş bir kapsama sahipken maddî kirlilik genelde "necâset", hükmî kirlilik de "hades" terimleriyle ifade edilir. Beden, elbise ve namaz kılınacak yerde bulunan, namaz ve benzeri ibadetlerin sıhhatine de engel olan hakiki yani maddî pisliklerden temizlenmeye "necâsetten tahâret", ab | | |